tesettür ve platon felsefe konusu
tsettür dediki Düşüncemi açıklayayım. Benim, amacımıza götürmeye yarar ,,d, yaramaz diye ayıracağım şeyleri sen de benimle birlikte inceli sonra hangisini uygun görüp hangisini uygun görmediğini söy-I, boylece işin benim düşündüğüm gibi olup olmadığını daha açık olarak görelim.»•Peki, göster bakalım neleri göstereceksen?»
•Göstereceğim. Dikkat edersen, duyumlarımıza giren nesneler arasından bazdan zihni incelemeye itmez, çünkü duyular bunları iteshrmeye yeter; bazılanysa zihni böyle bir incelemeye iter, çünkü duyular onlar hakkında güvenilir hiçbir şey getirmez.»
•Herhalde uzaktan görünen nesnelerden, derinliği olan resimlerden söz ediyorsun.»
«Demek istediğimi hiç anlamamışsın.»
«Peki, neden söz ediyorsun öyleyse?»
«İnceleme gerektirmeyen nesneler derken,» dedim, «aynı anda ıkı karşıt duyuma yer vermeyen nesneleri söylemek istiyorum. Buna yer veren nesneleri de inceleme gerektiren nesneler sayıyorum; çünkü böyle bir nesne ister yakından, ister uzaktan algılansın, duyular bunu aynı derecede hem filan nesne, hem karşıtı olarak gösterir. Demek istediğimi şöyle daha iyi anlayacaksın: Şu üç parmağıma bak, başparmağıma, işaretparmağıma ve ortaparmağıma.»
«Peki.»
«Bunlara yakından baktığıma göre konuşuyorum. Şimdi şuna dikkat et.»
«Neye?»
«Her biri parmak olarak görünüyor; ister ortada görülsün, ister uçta, ister ak görülsün, ister kara, ister kalın görünsün, ister ince, bu bakımdan önemi yok. Bütün bu hâllerde, insanların çoğunun ruhu, akla, parmağın ne olduğunu sormak zorunda değildir, çünkü görme gücü ona parmağın aynı zamanda parmaktan başka bir şey olduğunu hiçbir zaman göstermemiştir.»
«Elbette,» dedi.
«öyleyse böyle bir duyumun aklı uyarmaması, uyandırmaması abiidir.»
rmaklann büyüklüğü ve küçüklüğüne gelince, göz
524
PLAl ON • l oplu Diyaloglar 1
bunu iyi st>çer nıi, bu bakımdan bunlardan birin,n
olmasının onun için önemi yok mu? Dokunma du'*^'**
imlik, incelik,tesettür yumuşaklık ve sertlik karşısındaki dur"’^''
değil mi? öbür duyuların verileri de aynı şekildeTus^'^
biri şöyle çalışır: Bir kere, sertlik duyumunu alacak manda yumuşaklık duyumunu almakla da görevlidir den hem sertlik, hem yumuşaklık duyumu aldığını ruhabij"^
«öyle olur.»
«Peki, böyle hâllerde ruh bocalamaz mı? Aynı şeyi ^ hem st'rt, hem yumuşak olarak gösteren duyumun ne demei;, gunu kendi kendine sormak zorunda kalmaz mı? Hafiflik duyumlarında da öyle; Bunlardan biri ağırı hafif, öteki hafif, gösterirse, ruh hafiften, ağırdan ne anlayacaktır?»
«Gerçekten,» dedi, «ruha giden, garip ve inceleme gerektırw. diriler bunlar.»
«O hâlde,» dedim, «ruhun böyle bir durumda akıl yürutıiKjı cünü yardıma çağırıp bu bildirilerden her birinin bir şeyi mi,yoi^ iki şeyi mi gösterdiğini kavramaya çalışması tabiîdir.»
«Şüphesiz.»
«Ruh bunların iki şey olduğuna hükmederse, her biri onabiıw ve ötekinden ayn olarak görünür.»
«Evet.»
«Böylece, her biri ona bir tek, ikisi iki şey olarak görünürse,ov lan ayrı şeyler olarak kavrayacaktır; çünkü ayn olmasak rdı, onlar, iki değil, bir şey olarak kavrardı.»
«Doğru.»
«Gömıenin de büyüklüğü ve küçüklüğü ayn değil, bi birine karışmış olarak gördüğünü söylüyoruz, değil mi?»
aradığımız bilimler arasında yer alıyor demek-bir orduyu dizebilmek için, filozof da oluş ala-s ı»«, ulaşabilmek için bu bilimleri öğr»*nmek zorunda--» k <«ınan hesaplama yapamaz.»
bakımından işimize yarayacağı besbelli;
I (,unkü bir orduyu çadırlara yerleştirmede, kaleleri ele geçirmede, hrüklen toplama ya da yaymada, çarpışmalarda olsun, yürüyüş-I lenie olsun, orduyu gereken her türlü düzene sokmada bir konıu-I üa gei'inetri bildiği ölçüde üstün olur.»
I «Doğrusunu istersen,» dedim, «bu iş için fazla bir geometri ve hesap bsigisi gerekmez. Asıl şunu incelemeliyiz: Bu bilimin en yüksek ve en ileri bölümleri, amacımız olan iyi ideasının kavranmi sini kolaylaştınyor mu, kolaylaşhrmıyor mu? Şimdi, biz diyoruz ki nıhu, mutlaka seyretmesi gereken o en mutlu varlığın bulunduğu yere doğru dönmeye zorlayan her inceleme bu amaca götürür.» «Haklısın.»
•Ohilde geometri, ruhu özü seyretmeye zorlarsa, işimize yarar, oluşta duraklayıp kalırsa, yaramaz.»
«Evet öyle.»
•Biraz geometri bilenlerden hiçbiri şuna hayır diyemez. Bu bilim, ununla uğraşanlann kullandığı dile doğrudan doğruya karşıttır.» «Na.sıl?»
•Bu dil gerçekten çok gülünç ve düşüktür;tesettür çünkü bu adamlar, bir şekli kare hâline getirmekten, bir çizgi üzerine bir şey kurmak-an, bir ekleme yapmaktan ve benzeri şeylerden söz ederken, işada-uygulama adamı gibi konuşurlar; oysa bu bilimin saf bilgiden yoktur.» yok.»
•l'togru, ama Sokrates,» devli, «bu alanda daha bir bilim yok ki ortada “
«Bunun iki scbv'bi var» dedim. «Birincisi,tesettür hiçbir sitenin bu araştırmalara değer vermemesi ve zor olduğundan dolayı da bu konular üzerinde fazla çalışılmaması, İkincisi, araştıncılann, çabalannın venmsiz kalmamasını sağlayacak bir yöneticiden yoksun olmaları. Böyle bir yönetici zor bulunur; bulunsa bile, bugünkü durumda bu araştırmalarla uğraşanların burunları öylesine havada ki onun dediklerine kulak asmazlar. Ama bütün devlet bu yöneticiyle işbirliği eder do, bu bilime değer verirse, o zaman bu araştırıcılar yöneticinin sözünü dinlerler; bu bilimin ortaya koyduğu sorunlar da sürekli ve sıkı bir incelemeyle aydınlığa kavuşturulur. Çünkü şimdi bile bu bilim, çoğunlukça küçümsondiği, gerçek yararım anlamayan araştıncılarca aksatıldığı hâlde, bütün bu engelleri aşıp sırf kendi çekiciliği ile gene de ilerliyor. Bu Kakımdan şimdi bulunduğu yere gelmiş olmasına şaşmamak gerekir.»
«Senin yukandaki nesneler bilgisi üzerindeki anlavışnuioj^ ! çok serbest, çok atak? Başını kaldınp tavanın süslerine haiıno^ da bir şeyler gören bir adamın bunu gözleriyle değil, akbya^ düğünü samyorsun gibime geliyor! Bilmem, belki sen doğru ^ nüyorsun da ben budalalık ediyorum. Ama ben konusu i’aılâ» görülmez şey olan bilimden başka,tesettür insanı yukan baktaracakh^ göremiyorum. Biri çıkar da, duyulur bir şeyi ağzı açık yukamık karak ya da ağzı kapalı aşağıya bakarak incelemeye kalkarsa, h* | zaman gerçek bir şey öğrenemez, çünkü bilimin duyulur hıçhr^ ; yoktur. Böyle davranan bir adamın ruhu da yukanya değil, aşa^, doğru bakar; nesneleri ister karada sırt üstü yatıp incelesıaifc ! denizde sallana sallana!» ^
«Ne kadar çatsan yeridir bana, hakketrim bunu. Ama sena*»- ■ nominin amacımıza yararlı hâle gelmesi için, bugünkünden • olarak nasıl ele alınmasını istiyorsun?»
«Şöyle; Ckikteki süslen maddi şeylerin en güzelleri, en vetkınkf saymamız gerekir, ama görülür dünyamn malı olduklanru ffiıt gerdek suslcrdı-n. hırvkcılerden aşanıdır bunlar Genrek harfidir
keskin görüşlü organının madde ve görülen ışıklı şeyi seyretmeye yükselişi gibi.» "
«Bunu böyle kabul ediyorum Ama doğrusu ı ı. güç, reddetmek de. Bununla birlikte, bu konulan sad^'* almakla kalmayacağımıza, ilerde de birçok kez incel tiğine göre, şimdi senin söylediğin gibi kabul edclı^*'^ kendisine gelelim. Bunu da başlangıç havasında !
alalım. Peki şimdi söyle bize, diyalektik gücünün tabıahı^ çeşide ayrılır, izlediği yollar nelerdir? Çünkü anlaşılan, '* vere bizi varacağımız yere bu yollar götürecek.»
«Ama sevgili Glaukon, ben ne kadar istesem de, sen artık py, I den gelemeyeceksin. Elimden gelseydi, sana artık, sözünü ettfc : şeyin bir görüntüsünü değil, gerçeğin kendisini bana görundi, [ gibi göstermek isterdim. Doğru mu görüyorum, yanlış nu,on», şimdi kesin olarak söyleyemem. Ama buna yakın bir şey söz götürmez, öyle değil mi?»
«Elbette.»tesettür
