tesettür ve platon felsefe konu
tesettür diyorki -Bir do bu adam.u maftaraya yon,den ,na oturduğunu düşün: Birdenbire güneş ışıgıâ?-^ fta giren gOzlori korleşmez mı?.."Hlbette korleşir,» dedi
-Peki, gözleri böyle daha bulanık görürken kar şamamışken (ki kısa zamanda da alışamaz). yerWn''^'^V mamış olan eski arkadaşlarıyla gölgeleri sc<;mekto''''^ girmek zorunda kalsa, herkesi kendine gûldürmez^'t^ boşuna çıkmış, üstelik gözlerini dc b<ızup dönmüş Hatta biri bu adamları çözüp yukarı götürmeye kalkışsa gelse yakalayıp öldürmezler mi onu"’»
tesettür «Hiç şüphe yok,» dedi.
«Şimdi, sevgili Glaukon,» dedim, «bu benzetmeyi noVt»s,. \— tasına demin söylediklerimize uygulayalım; gözle ^
dünya mağara zindanı, mağarayı aydınlatan ateş de güneş^^k ; Yukarı çıkan yokuşa ve yukarı taraftaki nesnelerin seyredvW, gelince, bunları ruhun kavranan dünyaya yükselişi oWaV »V aJdanmazsm; merak etrigin düşüncemi de Öğrenmiş olunu, y düşüncem doğru mu, değil mi, orasını tanrı bıhr. Ama W, luma göre, kavranan dünyada insan, iyi ideasıru en sonveıaı, <;er; seçmesiyle birlikte de şu sonuca varmak zorunda u. y\\^ bütün şeylerde doğru ve güzel olarak ne varsa Vıepsininneu., görülen dünyada ışığı ve ışığın hâkimini o doğurmuştur, V.avı dünyada da hâkim olan, hakikatin ve akim .kaynağı olan odi insanın gerek özel hayatında, gerek kamu işlerinde bilgece« nabilmesi için onu görmüş olması gereklidir.»
«Gücümün yettiği kadar katılıyorum düşüncene.»
«Peki öyleyse şu düşünceme de katıl: Bu yüksekliğe olanlann artık insanların işleriyle uğraşmak istememeleriv mun hep o yükseklikte kalmak için çırpınmasına şaşma, b mi7 yerindeyse, tabii bir şey bu.»
«Gerçeklen öyle.»
-Peki şunda da şaş.lacak bir «y var m,: Tannsal va,\.' d.p d, msanlann ,avall, işlerine dönen bir adam, daha lanrk, gö. on çeyreğindeki karanbfea ai.şmariuşkcri ma ya da başka yerlerde, doğrul -ölgeieri va d, b ratan görüntüler üzerinda^
.Evet, şaşılacak bir şey yok bunda.»
«Gerçekten de,» dedim, «aklı başında bir insan bilir ki gözler iki
tHçımde, iki karşıt sebepten bulanabilir. Ya aydınlıktan karanlığa jjeçerken, ya da karanlıktan aydınlığa geçerken. Ruh için de böyle olduğunu düşünerek, o insan, bazı şeyleri seçemeyen bulanmış bir ruhla karşılaşınca, ahmakça güleceğine, acaba o ruh daha aydınlık bir hayattan geliyor da, görüşü karanlığa alışık olmadığı için mi bulanık görüyor; yoksa bilgisizlikten aydınlığa geçip de keskin bir ışıkla karşılaştığı için mi bu hâle düşüyor diye bir araştırır. Birincisi doğruysa, bu hâlinden ve yaşadığı hayattan ötürü onu mutlu sayar, İkincisi doğruysa, acır ona. Bu İkincisinin hâline gülmek isterse, o kadar gülünç duruma düşmez, ama ışık dünyasından inen ruha gülmeye kalkarsa, asıl kendisi gülünç olur.»
«Çok güzel söyledin,» dedi.
«Bütün bunlar doğruysa, şu sonuca varmak gerekir; Eğitim hiç de bazılarının ileri sürdüğü şey değildir. Çünkü onlar bilgisiz bir ruha bilgi sokmak isterler, tıpkı kör gözlere görüş vermeye kalkışmak gibi.»
«Gerçekten öyle.»
«Oysa bu konuşmamız gösteriyor ki,» dedim,tesettür «herkeste öğrenme gücü ve bu işe yarayan araç vardır. Nasıl karanlıktan ışığa dönmek isteyince göz ancak bütün vücutla birlikte dönebilirse, onun gibi, bu araç da oluş dünyasından varlık dünyasına bütün ruhla birlikte dönmeli, öyle ki sonunda öze ve varlığın en ışıklı yanına bakmaya dayanabilir hâle gelmeli. Bu öze de iyi diyoruz, değil mi?»
«Evet.»
«Eğitim de işte bu amaca, ruhun iyiye dönmesi amacına yönelen ve buna varmak için en kolay, en etkili yollan araştıran sanattır; yoksa ruhtaki öğrenme aracına görüş kazandırma sanatı değildir. ikÇünkU o görüş onda zaten vardır; ama iyi yöne çevrik olmadığı ve ':ereken yana bakmadığı için, eğitim bu görüşü iyi yöne çevirmeye ılışır.»
bulmazlar mı dersin? Zamanlarının çoğunu o terte yada hep bir arada geçirirken, devlet işlerine de ayırmaktan kaçınırlar mı?»
e«Kaçınmalarına imkân yok,» dedi, «çünkü hem istek
haklı, hem seslendiğimiz kimseler hak bilir, doğru insanla,^ gene de onlardan hiçbiri, bugün bütün devletlerdeki yönetmL^ yaptığını yapmaz; bir zorunluluk karşısında kalmadan ıkhdar» mez.»
«Haklısın dostum,» dedim, «devleti yönetecekler içm geçmekten daha elverişli bir hayat biçimi bulursan, iyi yönetileni, 21 devlete kavuşman mümkün olur. Çünkü bu devlette yalnız gen;,t ten zengin olanlar, ama altın bakımından değil, mutlu olması ıçj insana gerekli olan erdemli ve bilge bir hayat bakımından zengı olanlar kumandayı ele alacaktır. Buna karşılık, dilenciler ve çıka, larına düşkün, aç gözlü adamlar ceplerini doldurmanın yolunu yi nerimi ele geçirmekte görerek devlet işlerine gelirlerse, iyi yönehb bir devlete kavuşman imkânsızdır. Çünkü o zaman başa geçmek için kavga, dövüş olur; bu kardeş kavgası da hem dövüşenlenn, hem sitenin başını yer.»
«Çok doğru,» dedi.
«Peki, gerçek filozofun hayatından başka hangi hayat kamu giy revlerini küçümsetir insana?»
«Zeus hakkı için, hiçbiri.»
«Bizce iktidara talip olanların ona tutkun olmamaları gerekir yoksa rakip talipler arasında kavga çıkar.»
«Şüphesiz.»
«Böyle olunca, siteyi koruma görevini kime yüklersin? Bir dev leti yönetmenin yollarını en iyi bilen ve başka seçkin yanlanyla| birlikte politika hayatına üstün tutulacak bir hayatı olan kimselere,| değil mi?»
«Elbet bunlara.»
«Öyleyse ister misin, şimdi bu nitelikteki insanların nasıl yetişe-ı ceğini, hani masallarda Hades'ten tanrılar katına çıkanlar gibi, ıs,S,, doğru nasıl yükseltileceklerini inceleyelim?» ‘
«İstemez olur muyum?• VU. Kitap
,Am*yuvarlak taş oyunu' gibi kolay değil bu. Ruhu,
Udar karanlık bir gündüzden gerçek gündüze döndürmek,tesettür vam onu varlığa kadar yükseltmek söz konusu. Gerçek felsefe diye-ıtğımir şev işte bu.» doğru.»
ı<,1hilde bilimler arasında bu etkiyi doğurabilecek olanın hangi-^ olduğunu araştırmak gerek.»
-Şüphesiz.»
«Öyleyse ruhu oluş dünyasından varlık dünyasına çeken bilim hangisidir Glaukon? Ama konuşurken aklıma geldi; Filozoflanmı-nn gençliklerinde birer savaşçı atlet olmaları gerektiğini söylemedik miydi?»
•Söylediydik.»
«Öy leyse aradığımız bilimin bir başka üstünlüğü daha olmalı.»
•Hangisi o?»
«Savaşçılara da yararlı olması.»
«Flbette, mümkünse öyle olmalı.»
«Biz daha önce savaşçıları beden eğitimi ve müzikle yetiştirmiş-lik, değil mi?»
•Evet.»
«Ama beden eğitimi, bedenin gelişmesi ve çökmesiyle ilgilendiğine göre, oluşan ve ölen şeyle uğraşır.»
«Tabiî.»
«Demek ki aradığımız bilim o değil.»
«Değil.»
«Yoksa daha önce anlattığımız müzik mi aradığımız bilim?»
«Ama olur mu?» dedi. «Hahrlarsm, müzik beden eğitiminin bir karşılığı idi sadece. Koruyucuları alışkanlıkla eğitiyor, onlara ses uyumuyla bilim değil, bir ruh düzeni, ritimle de ölçü ve zariflik veriyordu. Sözde de müziğinkine benzer mtelikler vardı; ister masal sözleri, ister gerçeği anlatan sözler bahis konusu olsun, durum değişmiyordu. Ama müzikte, şimdi ortaya koyduğun amaca ulaşh-ak hiçbir yan yoktu.»
«Çok doğru hatırlıyorsun. Gerçekten müziğin böyle bir yanı
I ç«vt yau-turı oyunu. ÇocukUr *l kümeye ayrılır, bir yanı ak. bw yam kara b« kaydırak I 9Ke im, gündüz mü diye batırarak havaya atarlar, hangi yam gekrse ona göre, bir t Oburünü kovalarmış.tesettür
