tesettür ve platon felsefe bilgisi
tesettür diyorki önJerindeki resmi gerekirse silip düzelterek, geret^ * yaparak, insan gücünün erişebileceği kadar tanr7İara«M>.tesettür insan karakterleri elde edinceye dek uğraşırlar.'.Böylesi göz kama.şhncı bir resim olur doğrusu!»«Peki böyle olunca» dedim, «üzerimize çullanırlar dtctz, selen etkileyemez miyiz dersin? Böyle bir devlet düzen casog ressamın, o demin övdüğümüz, devleti eline vermek enamı zaman kızdıkları filozofun ta kendisi olduğuna artık ırunca; mıyız onlan? Bu dediklerimizi dinleyince yumuşamaziaraı «Akıllan varsa, yumuşarlar.»
«öyleyse, daha ne diyebilirler bize? Filozoflar gerçeğe "ra. kate tutkun değil mi diyebilirler?»
«Böyledemeleri saçma olur.»
«Anlattığımız nitelikteki yaradılışların en i\’i V yoktur mu diyebilirler?»
«Bunu da diyemezler.»
«/'eki, böyle bir yaradılışın, kımdıiH' uvgıın çalışma lunca, başkalarından çok daha İyi ve hlg,- oIama\ a^ a^imı IHI' yebthrlrr'^ Bunlara değil de, bizim fıl,v„t *.nnw*lı^ımı; 4kI rnı böyle derk’f?»
mllbettr diyemezler.»
«I ılo/nflar yönelimin Ivı lamı dertleri biler, ne de hız
ne de\
ki um hpV»»,.,» g.
Devlet • VI. Kitap-------------
dönUşcbiUr deyince, çok mu ürkerler gene?»
.Belki daha az ürkerler,» dedi.
«Bu daha az'ı da ortadan kaldırsak da, onlan iyice yatışmış, manmış saysak, iyi olmaz mı dersin? Böylece, hiç değilse, utanıp kabul ederler bunu.»
«Elbette iyi olur.»
«öyleyse, onlan düşüncemize gehrdiğimizi kabul edelim. Şimdi, kralların, yönehcilerin filozof yaradılışlı çocuklan olabileceğini söylersek, olmaz diyen çıkar mı?»
«Çıkmaz.»
«Peki, bu yaradılışta doğsalar bile,tesettür çaresiz bozulurlar diyen olur mu? Gerçi biz de bunların niteliklerini zor koruyacaklarını kabul ediyoruz. Ama, hiçbir zaman, hiçbirinin bozulmaktan kurtulamayacağı ileri sürülebilir mi?»
«Nasıl sürülebilir?»
«Böyle bir tanesi bile çıksa, buyruğuna uyan bir devlet buldu mu, bugün inanılmaz görünen şeyi gerçekleştirmeye gücü yeter.» «Evet, bir teki bile yeter.»
«Çünkü böyle bir yönetici bizim tasarladığımız yasaları ve kurumlan gerçekleştirirse, yurttaşlarının bunlara uyması elbet imkânsız değildir.»
«Elbet.»
«Peki, bizim doğru gördüğümüz şeyi başkalanmn da doğru görmesi şaşılacak, olmayacak bir şey midir?»
«Değildir bence.»
«Bizim tasarladığımızın da, gerçekleşebilirse, en iyi şey olduğunu yeterince kamtlamıştık, değil mi?»
«Evet.»
«öyleyse simdi şu sonuca varmış oluyoruz: Bizim düşündüğümüz yasa düzeni, gerçekleşebilirse, en iyi düzendir; gerçekleşmesi de, zor olmakla birlikte, imkânsız değildir.»
«Evet, çıkan sonuç bu.»
j «Güçlükleri aşıp bu sonuca ulaştığımıza göre, bundan sonra şu ^nu ele almalıyız: Devlet düzenini koruyacak bu kişiler nasıl, 'bir öğrenimle ve hangi çalışmalar içinde yetişecekler? Bu , y
«öyleyse, onları demin sözünü ettiğimiz ağır iş, tehlike, zevk sı-navlanndan geçirmeli, ayrıca o zaman söylemeyi unuttuğumuz birçok bilim çalışmalarına da alıştırmalıyız; böylece, yaradılışlannın en yüksek, en zor araştırmalara dayanıklı mı; yoksa, başkalarının güreşte sıkıya gelemediği gibi, bunlar da bu işte zora gelemiyorlar mı, anlamış oluruz.»
«Gerçekten, onları böyle denemek yerinde olur. Ama bu sözünü ettiğin en yüksek araştırmalar hangileri?»
«Herhalde hatırlarsın,» dedim, «ruhta üç kesim ayırdıktan sonra bu aynmdan yararlanarak doğruluğun, ölçülülüğün, yürekliliğin ve bilgeliğin ne olduğunu açıklamıştık.»
•Hatırlamasaydım,» dedi, «seni dinleyip durmaya hakkım olur muydu?»
«Daha önce söylediğimizi de hatırlıyor musun?»
«Hangisini?»
«Demiştik ki bu erdemler üzerinde en üstün bilgiye ulaşabilmek için daha uzun bir yol daha vardır, bu yolu yürüyenlere bu erdemler apaçık görünür; ama bu yola gitmeden de önceki söylevliklerimi-ze denk sonuçlara ulaşmak mümkündür. Siz de bu sonuncusuyla yetinelim demiştiniz. Bu yüzden de varılan sonuç bence eksik kalmıştı.tesettür Ama sizce yeterli olduysa, söyleyin.»
«Bence tam ölçüsündeydi; herhalde ötekiler de bu kanıda.» «Ama dostum,» dedim, «bu gibi konularda gerçekten kıl ka-kdar bile ayrılan bir ölçü, fam bir ölçü değildir; çünkü, eksik olan Wr şey herhangi bir şeyin tam ölçüsü olamaz Ama bazdan bu snnı yeterli sanırlar, araşhrmayı daha ileri götürmeyi gerekli zler.»
«fivef,» dedi, «birçokları tembellik yüzünden bu hille düşerler.»
«Evet, daha büyük bir şey var. Üstelik şimdiki gibi, buer^ rin basit bir taslağını seyretmek de yeterli değil; bunların eni, suz resmini aramaktan vazgeçemeyiz, önemsiz şeylerde eny,,, açıklık ve kesinliğe varmak için bütün çabamızı harcarken,ent, şeyleri bu çabaya değer görmemek gülünç olmaz mı?»
«Elbet gülünç olur,» dedi «ama en yüksek dediğin bu bılı^^ hangi bilim olduğunu, konusunun ne olduğunu sormadan bırjy mıyız seni?»
«Bilirim bırakmazsınız,» dedim. «Sorun bakalım. Aslındabenl» bilimden birkaç kez söz ettim; sen de dinledin. Ama ya unuttun,, da başıma yeniden dert açmak istiyorsun. Sanırım bu İkincisidir doğru; çünkü sık sık şunu dediğimi duydun. İyi kavramı ya da ası, bilginin en yüksek konusudur; doğruluk ve öbür erdemlen> rarlılık ve üstünlüklerini ondan alırlar, işte neden söz edeceğimıoy rendin şimdi. Şunu da diyelim ki bu ideayı yeteri kadar bilmiyonı; Bunu bilmeyince de, bütün geri kalan şeyleri istediğimiz kadarir bilelim, onsuz bu bilgiler hiç işimize yaramaz; nasıl ki iyiye sak olmadan bir şeye sahip olmak da bir işe yaramaz. Sence iyi olma dıkça bir sürü şeye sahip olmakta, iyiden başka her şeyi bilmeh güzel ve iyi hiçbir şey bilmemekte bir kazanç var mıdır? »
«Zeus hakkı için yoktur.»
«Şunu da elbet bilirsin ki halk kalabalığı iyiyi yalnız zevkte,dak seçkin kişilerse anlayışta görürler.» ,
«Bilirim.»
«Bu İkinciler, anlayış dediklerinin ne olduğunu açıklaya çok sıkışınca iyiyi an^ ' ‘t deyip çıkarlar.
«Çok gülünç b «Nasıl gülünç c
■"«uşuz gibi iyiden söz
lyi »özU aj^ızlanndan ;ıkdr çıkmaz ıx> dcnn-k ı-^ıkVnnı ,m ^ lıvatakmışız gibi, iyiyi anlamak der geçerk'r '
* İ! ,c;ok doğru.»
' ^ «Ya iyiyi zevkle tanımlayanlara ne dersin' y''burkT«ıxk'n daha i M mı yanılıyor bunlar? Kötü zevkler de bulumlu^unu kaK: . t nek ,orunda değiller mi?»
•Şüphesiz.»
«Öyleyse, aynı şeylerin hem iyi, hem kohl oldagu".. s.ıKıl etmiş oluyorlar, öyle değil mi?»
«Klbi'ttc.»
«Bu yüzden de bir sürü güçlükler, çatışmalar çıkıvor orta\ a.» •Tabiî.»
«Peki, şunu da açıkça görmüyor muvut lıvs.mlann çv>ğu gerçekten doğru ve güzel olanı değil, doğru ve güzr'I gv'ruryenî seçer. vMtu yapmak, onu elde etmek, onunla ün kazanmak ister ov s«ı kimse iyi görünenle yetinmek istemez, herkes gv'rçx'kten i\i oUnı arar, bu alanda görünüşe değer veren kimst' voktur'»
«Gerçekten öyledir,» dedi.
«Peki şimdi, her ruhun ardında koştuğu, uğrunda her şs'v ı vap-tığı, ama sadece varlığını sezip gerçekte ne okluğunu şaşkınlığı içinde yeterince kavrayamadığı, sağlam bir ınançU değil de. öbür şeylerden de beklenen yararı sağlavanvanvasıru se+^f» vdan çürük bir inançla bağlandığı bu iyi şey; bu en buvük ve »sn vk'ğerli nimet. her şeyi ellerine emanet edeceğimiz en seçkin v urttaşlar K'in karanlıkla mı kalsın?»
«Olur mu hiç?» dedi.
«Bence, doğru ve güzel şeyleri koruyacak oUtv buniann ne bakımdan, ne yönüyle iyi olduklannı bilmezse, değcTs» b»r koruvucu olur; hatta diyebilirim ki hiç kimse, önce iyivi bılnüNİtkçv, d\iğru ve güzel şeyleri bilemez.»
«Doğru.»
«Peki, bu şeyleri bilen bir koruyucu vcetetınun başına geln^‘ jetimizin düzeni kusursuz olmaz mı?»
«Elbette olur,» dedi. «Ama sem iyiyi nerevie ğoniv^usun s>kra-es? Bilimde mi, zevkte mi, yok.s.1 başka bir ş«n »K* nu"*»
«Ah, sen yok musun?» devlim. «BaşkaUnıun vluşUncelenvk' ve-leyeceğin çoktan belliydi .sc'iunî»
t».tesettür sundu.
