tesettür ve balkanlar bilgisi
ma bilmeyen köylü kitleler, bilgin kültürünün dışında kalıyorlgf^j çatışma, gelişmekte olan laik ve ulusçu düşünceye sahip Hıristiyan onların, genellikle cahil dinsel önderleri arasında ortaya çıktı. Avrn^'^'*" sisteminin ve yaşam tarzının Balkanlara girmesiyle ulusal kültürlerin'-I aynı zamanda gelişti. Bu da bir paradoksa neden oldu. Yeni ulusa| d "batıcılar" ve "ulusçular" arasındaki çatışmalara tanık oldu. Bu süreçte ''^****' İlk, kapitalizm gelişmesinde ve yeniden yapılanmasında katalizör işlevi
e.Balkanlarda Entelektüel Hareketler ve Ulusal Bilincin Uyanışı
Entelektüel hareket başlığı altında "ulusal bilinç"in doğuşuna yaptığmuj^^ gu, aslında inşâ edilen/edilecek uluslara yapılan atıfları gün ışığına çıkarınai,' başka bir şey değildir. Anakronizm ürünü sayılabilecek bu durum aslında, 13^)^ te ilk defa etnik isimlerin nasıl kullanıldığını ortaya koymaktadır. HerkûlMi^ da ifade ettiği gibi, bilinç, var olanı kavramak, anlamak ve öğrenmek anlaunyij kullanılır. Ulusal bilinç, ulusçu ideolojinin tarihi içinde kullanıldığında, birnij sun var olan ulusçuluğunu anlaması anlamındadır. Oysa ‘ulus’ keşfedilmeldjj çok icat edilmektedir. Bu durumda pek kullanılmayan ‘ulusal inanç' terimini tu,, halde daha yakışıktır.
Balkan ulusçuluğunun ortaya çıkışım Fransız Devrimi sonrasına ve Rusya'm bir kışkırtması olarak değerlendirmek tarihî yanılgılara sebep olur. Oysa daij 16. ve 17. yüzyıllarda özellikle Yunanistan ve Sırbistan’da gelişen ve neo Bizaıs sanatı diye adlandırılan dönem, yeniden ilgi konusu olmuştur. Bu ulusal biliiKj ilk nüveleri olarak değerlendirilebilir.
1433'de Osmanlı Devleti'ne tabii olan ve İtalyan Rönesans kültür çevresij Ie yakın ilgisi olan Dubrovnik, 16. yüzyılda Balkanlarda ulusçuluğunun İIK' lirtilerinin göze çarptığı yerdir. Balkan ulusçuluğunun uyanmasında İtalya Rönesans’ı, Fransız İhtilalinden ve Rus etkilerinden çok daha önce hissediki) tir. Bunda Balkan Slavlarının İtalyanlar gibi dağınık ve çeşitli unsurlarınhâkiırj yeti altında olmaları etkin olmuştur. Bu nedenle Rönesans’ın siyaset felsefesin özellikle İtalyan kentleriyle benzer toplumsal, siyasal, ekonomik koşullara siy Doğu Adriyatik kıyısı kentlerinde etkin olması rastlantısal değildir.
Batı Avrupa’da, Fransız devrimiyle noktalanan 18. yüzyıl Aydınlanmasüm nin Balkanlara etkisi de, yarımadanın Batıya açılan penceresi olan Adriyatikk yılarından ve Tuna kanalıyla oldu. Kısa aralıklarla Fransa, Rusya ve İngiltere’nu egemen olduğu İyonya adalarında Yunanlılar yaşıyordu. Dalmaçya kıyılan i Fransa ve Avusturya’nın elindeydi.tesettür 17. ve 18. yüzyıl Osmanlı-Avusturya sava; İarından sonra çok sayıda Sırp Tuna’nın kuzeyindeki Avusturya topraklanın yerleşmişti. Burada, Batıdan gelen yeni fikirlere açık, batinler ve Helenleraıa
BALKANLAR EL KİTAB1İ419
çındaki geleneksel düşmanlığı aşabilecek nitelikte kişiler yetişti. Modern Balkan uluslarının oluşmasında etkili olacak ilk fikir hareketleri Korfu, Dubrovnikya da Karlovitz (Karlofça)’da yeşerdi.
Bunların yanı sıra başka etkenleri de zikretmek gerekir. Balkanlarda şehirli sınıftn ya da kırsal aristokrasinin yokluğu, siyasi iktidarın eksikliğini hissettiriyordu. OsmanlI İmparatorlugu'nun sosyal ve ekonomik düzeni ve hukukî yapısından dolayı Balkanlarda irsî bir aristokrasi gelişmemişti. 14. yüzyıldan itibaren yerli aristokrasi hemen hemen yok olmuştu. Balkanlarda ulusçu hareketi tetikleyenler önce kilise, XVIII. yüzyıldan itibaren de burjuva sınıfı ve nihayet köylüler oldu [Benzer bir gelişmeyi Türk ulusçuluğunda da görmek mümkündür. İmparatorluk coğrafyasında Türk ulusçuluğunun doğuş ve gelişim sürecini etkileyen nedenlerden biri de Türk aristokrasinin olmamasıdır. Osmanh merkezî devleti, potansiyel güç odaklarını muhtemel bir rekabete yol açmamak için ortadan kaldırmıştır. Bu uğurda en tehlikeli unsur olarak da aşiret yapılarını muhafıza eden Türk göçebeleri görmüştür. Fatih’in Türk aristokrasisinin kökünü kazımıştır. Orta Asya’dan akıp gelmeye devam eden aşiretler de mümkün olan en küçük parçalara bölünerek Anadolu’nun muhtelif yerlerine iskân edilmiştir. OsmanlI aydınları, milletler çağma gelindiğinde, aşiret bağları nerdeyse yok edilmiş küçük cemaatlerden bir millet yaratmaya girişmişlerdir. Yaratılmak istenen millî burjuvazi, İttihat ve Terakkî’nin bunun farkında olduğunu gösteriyor.). Her iki cephe, ortak mücadelenin ötesinde, dinin toplumdaki rolü ve Batılılaşma konularında doğal olarak birbirinden ayrılıyordu. Entelektüeller daha laik, liberal ve dolayısıyla Batılılaşmış bir toplum oluşturmak için çaba harcıyorlardı. Ancak halkları harekete geçirmek için çoğu kez Ortodoks kilisesine ihtiyaç duyuyorlardı. Bu genel özelliklerden sonra. Balkanlarda "ulusal bilinç’’in uyanmasında etkin olan isimleri zikretmekte fayda vardır. Ancak aşağıda da görüleceği gibi bu bilincin ilk işaretleri sayılabilecek gelişmeler "ulusçuluk çağı’’ndan çok önce ortaya çıkmıştır.
Yunanlılarda "ulusal bilinç’’in uyanışı diğer Balkan ülkelerine nazaran daha eski ve farklı bir çizgi izler. "Biz Helleniz" sözü ilk kez, OsmanlIların bölgeye yayılmaya başladıkları sırada Plethon Gemistos (1355-1452) tarafından dile getirilmişti. Avrupa Hümanist hareketin bir üyesi sayılabilecek Gemistos, Antik Hellenler’in dilinin, dininin ve kurumlannm benimsenmesini ister. Gemistos açık bir biçimde ulusçu anlayışı anımsatan bir dil kullanmıştır. Doğu ve Batı kiliselerinin birleşmesi için yoğun bir çaba harcamıştır. Ancak Gemistos’un çağrısı kitleleri etkilememiştir. Osmanh yönetimi yıllarında da bu tarz radikal görüşler uzun zaman duyulmamıştır.
Kellen ulusal bilinci, kişisel düzeyde çok eskilerde, 15. yüzyılda ortaya çıkıştır. Bu düşünce toplumsal bir güç olarak ise 18. yüzyıl gibi oldukça geç bir dönemde görülmüştür. Gemistos’tan sonra Hümanizma hareketi içinde ye
da Milano’da bir Hellen Gramer’i yayımlamıştır. Ondan yarım asır çağdaş Yunanca kitap basılmıştır. Ulusal inancın yerleşmesi veyaygn^| Avrupa’daki gelişmeleri izleyen, Hellence konuşanlar arasında dagörûi^’’ Avrupa’da ulusal dillerin güçlendiği ve saygınlık kazandığı dönemden ■ kitaplar da yayımlanmıştır. ^
Ulusal bilinci dile getiren aydınlar arasında, Uniate mezhebine bağlı İtalya’da yaşayan Leo Allatius (1586-1559) vardı. Allatius eski Hellence
HeUeas adlı kitapta "genos"un kurtuluşunu dile getirmişti. "Genos" ulmJ
• ^ mma yakın bir sözcüktür. Aynı dönemde İtalya’da yaşayan Nikolaos Soplıjjp
Hellen "genos"unun Avrupalılar’a kıyasla edebiyat ve bilim konusunda ne geri kaldığına hayıflanır. Batı’da yaşayan Frankiskos Skoufos halkdilindevejjj dığma göre "genos”un çıkarını gözeten bir risale yazar. Bu risalede "kölelHjj, kurtulmayı" dile getirir. BatTda yaygınlaşan görüşlere açık olan aydınlaraijj na Konstandinos Maurokordatos (1711-1769) ve Eugenios Boulgares 1808) anılabilir. Boulgares "ethnos"un kurtuluşunu anlatmıştır. Bu örneHf "düşünce” olarak "ulusun kurtuluşunun" BatTda egemen olmaya başlayananij yıştan ne denli etkilenmiş olduğunu göstermekledir.
Yunan ihtilâli başlangıcı ve sonuçlan yönünden Avrupa’nın yakın iljjj ni çekmiştir. Yeniçağ ve Aydınlanma dönemi Avrupası, Yunan kültüründı Yunanistan’a ilgi duymyordu. Bunun yanında Romenler ve Bulgarlar da Yıııu dili ve Yunan ulusçuluğundan etkilenmişlerdi. Yunan ayaklanması, başlanlj Avrupa sorunu olarak doğdu. Nitelik olarak diğer Balkan ulusal hareketleriala en farklı yönü de buydu. Bu yaşananlar Yunanistan’ın tarihî gelişiminde olun® bir renk olarak anıla gelmiştir.
Balkan ulusçuluğunu büyük devletlerin etkilemesi, Balkan halklan arasınii ki uzlaşmazlıkların başlıca nedenidir. Bu uzlaşmazlık siyasal alanda olduğu {it kültürel alanda da görülmektedir. Bu durum, 19. yüzyıldan beri Balkan uluslu arasında sürtüşmelere neden olmuştur. 1821’de Mora İhtilâli patlakverdiğinılt önce Bulgarlar, Yunanlıları desteklemiştir. Ancak bu yardım ve destek lıalklıı birbirine yaklaştıracağına ters sonuç yaratmıştır.
Üzerinde önemle durulması gereken bir konu da, Balkan Slavlarmın uluspı luğudur. Balkan Slavlannın Osmanh döneminde İdarî yönden bir özerklikleı yoktu. Dinsel yönden de Rum Kilisesine bağlıydılar. Bu zor durum onlara ulu olma yolunda ilginç bir gelişme hazırladı. Yunanlılar da ulusçuluğu önce seçki sınıf benimsemiştir. Oysa Slavlarda bir tür iptidaî "bilinç" en başından berivaıi Sırpların daima canlı tuttuğu Stefan Duşan devrini yansıtan eserleri, sesinin sözlü eserleri bu ilkel "ulusal bilinç"in izlerini taşımaktadır.
Osmanh hâkimiyeti sırasında Slav birliği ve bağımsızlığından
BALKANLAR EL KİTABI |42l
eden Hırvat şairi Ivan Gunduliç (1588-1638)’tir. "Osman" adlı epik şiirinde Rönesans şairi Tasso tarzında Slav kurtuluşundan ve dayanışmasından söz ediyordu. Bu davanın gerçekleşmesinde en büyük rolü de Türk tehlikesine karşı kendini Avrupa’nın koruyucusu sayan Polonya Krallığı'na biçmişti. Slav tarih ve filolojisi üzerinde derin bilgisi olan ve Slavcıhğın siyasî ve kültürel programını yapan Hırvat Jüri Krijaniç (1613-1638), tıpkı Machiavelli'nin İtalya için düşündüğü gibi, Slav birliği ve kurtuluşunun ancak kuvvetli bir monark tarafından gerçekleştirilebileceğini ileri sürmüştü. Bu monark, Rus çarıydı. Rusya'nın Politikası adlı eserinde Krijaniç, çarın bu ideali benimsemesini ve ona göre sorumlulukla hareket etmesini öneriyordu.
19. yüzyılın ikinci yarısında Balkan ulusçuluğu Bulgaristan'da ilginç gelişmeler göstermiştir. Bu dönemde Balkan ulusçuluğu da farklı bir karakter kazanmıştır. Romanya ve Odessa’daki faaliyetlerinden sonra Belgrad'a yerleşen Rakovski, burada Dunaiskolebed’i gazetesini çıkarmaya başladı. Bunun yanında bağımsız çeteler örgütlemeyi amaçlayan bir faaliyete de girmişti. Rakovski’nin Rus Panislavizmi ile arası iyi değildi. Osmanlı sınırları içinde çıkan ilk Bulgar gazetesi İzmir’de Konstantin Fotinof’un yayınladığı Lyvöos/ovie’dir (1844). İki yıl sonra Leipzig’de Bogerof Bulgarski Orel’i çıkarmaya başladı.tesettür Tanzimat Fermanı Bulgar eğitim ve basın hayatının hız kazanmasına, kültürel özerkliğine yol açtı. Tanzimatçı zihniyetinin bu alandaki en canlı örneği, ilk vilâyet gazetesi Duna-Tüno'dır. Kırım Savaşı sırasında Osmanlı İmparatorluğu’nun muhtelif köşelerinde kültürel bir açılım kendini göstermeye başlamıştı. Bu da, eğitim alanında kendini gösteriyordu. Daha 19. yüzyılın ortasında sadece halk dili olarak yaşayan Bulgarca yeniden eğitim ve edebiyat dili olmuştu. Bulgar ulusçularının bu alanda başlıca mücadelelerini Fener Patrikhanesine karşı vermişlerdi. Bağımsız Bulgar kilisesi hareketi de bu çerçeve içinde düşünülmelidir.
1870’lerden sonra Sırbistan ve Romanya’da kurulan lejyonlarla Bulgar ulusçuluğu yöntem olarak silâhlı mücadeleyi benimsedi. Berlin Kongresi’nden sonra Bulgar ulusçuluğu Makedonya ve Batı Trakya’ya sıçradı. Komitelerin faaliyeti birbirine ters düşen iki kutuptaydı. Makedonya ve Bulgaristan’a bağlı çeteler bir yerde cumhuriyetçi ve monarşist kavgayı da aralarında sürdürdüler.tesettür T. Zafer Tunaya İttihat ve Terakki’nin örgütlenme modelinin kaynağının bu komiteler olduğunu söylemektedir. Balkan ulusçuluğu Türk ulusçuluğuna bu yönüyle örnek
dı. Öte yandan devrimin Avrupa’ya yerleştirdiği insan haklan kavram egemen olmaya başladı. Balkanlar üzerindeki Avrupa etkisi bu iki etkisini taşımıştır.
1797’den sonra Balkanlar’da yayılmaya başlayan "Özgürlült Kardeşlik" parlak sloganları sınırlı etki yarattı. Bunu kavrayacak aydı^ ' azdı. Halk zaten böyle mesaja yabancıydı. Üstelik halklar üzerinde çoket)(j|***' kilise tarafından da, Babıâli'ye paralel olarak, bu kampanya yerildi. Buyd2j'*‘^ ki, Avrupa’nın etkisi Balkan toplumlarında fikirden çok ve önce, siyasîgjj, kendisini hissettirmiştir. Büyük Güçler arasındaki dengeler her şeyden fa^j^ lirleyici olmuştur.
Napolyon’un Mısır’a saldırısıyla başlayan Osmanlı-Fransız Savaşı,Babıaij. İngiliz ve Ruslarla ittifakı sayesinde başarıya ulaştı. Amiens barışıyla Mısır^u tanidı (1802) ama İyonya adaları Osmanlı Devletine haraç vermekle tiı| te, başına Rus yanlısı bir Yunanlı getirilen bir cumhuriyet oldu. Aynızamaı^ Çar, Memleketeyn yönetimine müdahale hakkını kazandı. Bu durumdaajjjjj nan Sırp lideri Karayorgi (1804) Ruslardan ve Avusturya'dan beklediği yari; alamadı. Çünkü Fransa ile uğraşırken Osmanlı Devleti'ni yanlanndan ayınu, istemiyorlardı. Buna karşılık, Fransa ile Osmanlı 1805'de Rusya’ya karşıitı^) yapınca işler değişti. Babıâli Rus yanlısı Eflâk ve Buğdan beylerini uzaklaştı İyonya adaları üzerinde egemenliğini ilân etti. Boğazları kapadı ve 1806soii® da savaş başladı. Rusya’da Karayorgi’ye yardıma başladı.
Bükreş civarı ve Belgrad bölgesinde çatışmalar devam ederken Fransat> Rusya İmparatorlarının Tilsit’te (1807) anlaşmaya varmaları üzerineBalkaıfc bakış yeniden değişti. İki İmparator Osmanlı Devleti’nin paylaşılmasın Balkanların Rus kontrolüne girmesinde anlaştıkları halde sadece İstanbuln Boğazlar üzerinde ihtilâfa düştüler. Bu arada Fransa İyonya adalarını vekatşr smdaki bazı Dalmaçya kıyılarını işgal etti. Böylece Doğu Sorununda, İstanbuln Boğazları tek başına ve en önemli unsur olarak kabul etme, Balkanlan buııııı dışında ikinci plânda sayma dönemi açılmış oldu.tesettür
