tesettür ve balkanlar bilgiler
1809’da Fransa, Hırvatistan’a ve Raguza'ya el atarak Adriyatik’in bütünDojı sahiline yerleşti. Bu sırada Osmanh-Rus Savaşı Balkanlarda beş yıldır devanieıli yordu, fakat iki taraf da Fransa'dan gelecek bir eylemin endişesi içindeydi. 181! barışıyla Rusya Besarabya’yı ele geçirdi, buna karşılık Eflâk Buğdan'ı Osman! Devletine bıraktı. Sırplar bir ara ele geçirttikleri Belgradı terk ettiler ve SulM tarafından affedildiler. Castellan, Çarın Sırpları bir piyon olarak kullandığının yardım isteklerine İstanbul’la anlaşma tavsiyesinde bulunduğunu belirtiyor.Avrupa savaşlarım sona erdiren 1815 Viyana Kongresi’nde Avrupa'yı yöne tenler insan hakları ilkeleriyle fazla ilgilenmediler. Balkan halklarının vadıj dikkate alınmadı. Osmanlı Devleti için
Metternich'in başını çektiği Avrupa Birliği, her türlü devrimci girişime karşı olduğundan, Yunan bağımsızlık hareketine destek verilmedi ve Osmanlı ordularının hareketi bastırmasına seyirci kalındı. Ancak 1825'den sonra AvrupalI aydınlar Kampanya başlatıp kamuoylarını Osmanlı aleyhine ayaklandırıldıktan sonra hükümetlerde hareket görüldü.tesettür Navarin'de Osmanlı donanması yakılarak Mısır ordusu Mora’dan çekilmeye zorlandı. Durumdan yaralanmayı başaran Rusya,
1827 Akkerman Anlaşması’yla Sırbistan ve Memleketeyn'in özerkliklerini ve böylece etkisini artmasını sağladı. Bununla da yetinmeyen Rusya 1829 savaşında bütün Balkanları aşıp Edirne’ye kadar indi. Yunan bağımsızlığı kabul ettirildi. Başına Rus yanlısı Capo d’Istria getirildi. Rusya ve Eflâk bazı bölgeleri topraklama kattı ve Memleketeyn üzerindeki etkisini daha da arttırdı.
Hasta Adam’ın artık son demlerini yaşamakta olduğuna iyice inanan Rusya, 1853'de Kudüs’ü bahane ederek bütün Ortodoksların hamiliğini gerçekleştirmeye kalkıştı. Bunda İngiliz desteğini elde etmeyi umuyordu. Oysa. Karadeniz ve Osmanlı piyasasını kaybetmemeyi ilke edinen İngiltere buna şiddetle karşıydı. Hele Rusya’nın Akdeniz’e inmesine hiç taraftar değildi. İngiliz, Fransız, Avusturya, Sardunya devletleri Osmanlı Devleti’nin yanında Rusya ile savaşarak bu hayalleri sona erdirdiler. Paris Barışı ile Osmanlı Devletinin toprak bütünlüğü Avrupa Devletlerinin güvencesi altına alındı. Böylece Balkanların bağımsızlık istemleriyle fazla ilgilenilmediği ortaya kondu. Fransa ile İngiltere ve Avusturya sermaye gücü sayesinde bütün Osmanlı topraklan gibi Balkanlarda da yatırımları ve borsa hareketlerini yönlendirebildiklerinden, doğrudan işgali ikinci plana itmişlerdi. Görünürde Balkan devletleri bağımsızdı ama Yunanistan, Romanya ve daha sonra Bulgaristan krallıklarına kendilerine hizmet edecek kimseleri seçtirerek İktisadî egemenliklerini sürdürüyorlardı.
1856 yenilgisi ve barışından sonra Rusya doğrudan yayılmacı politikasında önemli bir değişiklik yaptı. Avrupa devletleri karşısında bir cephe oluşturduğu sürece ne Balkanlarda ne de Boğazlar üzerinde iddiada bulunamayacağını iyice anlamıştı. Panslavist emellerinden vazgeçmemekle birlikte bunları açıkça ilân etmekten vazgeçti. Osmanh’ya dostça bir siyaset sürdürmeye başladı. Balkan uluslarının dış etkiler olmadan bağımsızlıklarına ulaşması tezini savundu.
Avusturya’nın İtalya ve Prusya’ya yenilmesi arkasından Prusya’nın Fransa’yı mağlûp etmesi [1870) Avrupa kuvvetler dengesini altüst ederek Çarlığa istediği firsab hazırladı. Fransa arka plâna itilmiş, Almanya yeni bir güç olarak belirmişti. Avusturya gücünü kaybediyor, İngiltere ise Avrupa işlerinden elini çekiyordu. Bu ortamda Rusya Paris anlaşmasının Karadeniz’in silâhsızlandırıl-ması yolundaki maddesinin kaldırılmasını Londra anlaşmasıyla (1871) kabul ettirdi ve Osmanlı Devletine de Boğazlardan geçişte tam kontrol kabul edildi. Arkasından Çarlık Üç imparator (Rus. Alman, Avusturya) anlaşmasıyla Avrupa birliğini parçalamayı başardı. Bir yandan da Osmanlı Devletine son derece dost
paganda ve örgütlenmeye girişti. Rusya’nın sıcak denizlere inme ihtir^j hep endişe duyan İngiltere bu gelişmeler karşısında Bulgaristan’la öze|' ilgilenmeye başladı. Bosna-Hersek ayaklanmasının arkasından RuskıjJ'*" sıyla Bulgaristan’da pek hazırlıksız bir ayaklanma başlatıldı. Osmanlı ayaklanmayı bastırdı. İngiliz kamuoyunda ‘soykırımı’suçlamaları miithiş|,i^ ğunluk kazandı. Bunun amacı İngiltere ve Avrupa’da hava yaratıp Rusya'^uj başına Balkanlarda egemen olmasını önlemekti. Yani Rusya karşısındaAı^^ birliğini yeniden kurmaktı Taktik başarılı da oldu ve 1850 Paris anlaşniaj," verdiği yetkilere dayanılarak hep birlikte BabIâli’den, Tanzimat Fermanına^, gun olarak Balkanlarda ıslahat yapması istendi. Buna Osmanlı yanıtı, ilk anayasa ilân etmek ve meclis toplamak şeklinde oldu.
Bu çözüm her ikisine de sahip olmayan Rusya’dan en çok tepkiyi görj Balkanları paylaşma konusunda bir gizli anlaşma yapıp Avustuıya’yı etkisizlik tirdikten sonra Osmanlı İmparatorluğu’na savaş ilân etti [1877). KüçükBaltj; müttefiklerinin de yardımıyla Rusya orduları İstanbul’a kadar girmeyi ba;aı4 Ayestafanos barışıyla Balkanların ortasına büyük bir Bulgaristan kurdurmaf başardı. Rus karşıtı Avrupa Birliği bu anlaşmaya karşı çıktı. Düzenlenen Beıfc anlaşmasıyla Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkanların egemen kuvveti olani kalmasını kararlaştırdı [1878). Böylece Rusya’nın Balkanlarda ilerlemesidunlj ruldu. Ancak 1878 sonrasında da Rusya, Balkanlarla ilgisini kesmedi.
1878 Berlin Kongresi’nden sonra, parçalanma korkusu OsmanlIlarınakludij hiç çıkmadı.tesettür Berlin KonferansTnda Büyük Güçler, 1856’daki Paris Konferansı'mlı kabul etlikleri Osmanlı İmparatorluğu’nun bütünlüğünü koruma ve iç islero karışmama ilkelerini terk ettiler. Berlin’de Osmanlı İmparatorluğu sadecetopnl kaybetmekle kalmadı yabancı müdahalesine de razı oldu. Bu durum tabi halkb arasında milliyetçiliği ve ayrılıkçılığı teşvik etti. 1878 sonrasında Osmanimı her an çöküşü bekleniyordu. Bu beklentinin gerçekleşmesi durumunda mira tan pay alabilmek için, Avusturya, Arnavutlar ve Sırplarla; İtalya, Amavutlarb; İngiltere Yunanlılarla; Fransızlar, Romenlerle; Ruslar Bulgarlarla yakın ilişidis içine girdiler. Böylece Balkan devletlerinde bir Büyük Güç’ün himayesi olmazs ayakta kalınmayacağı fikri yerleşti.
XX. yüzyıla girilirken Avrupa içi dengesi yepyeni bir şekil aldı. Eskidenbirbiıi nin düşmanı olan en büyük sömürgeciler [İngiltere, Fransa, Rusya) birblokl® muşlardı. Sömürgecilikten payını alamamış olan Almanya, Avustuıya veItal)’ ise karşı bloğu oluşturdu. Rusya artık Balkanlardan çok Boğazlara İstanbul'a» hip olmak istiyordu. Müttefikleri de bu isteğe yeşil ışık yakıyorlardı.
1908’de Osmanlı DevletI'nde Meşrutiyet’in ilânının akabinde Avusturya'!"’ Bosna-Hersek’i topraklarına katmasına, Bulgaristan’ın tam bağımsızlığını»’
BALKANLAR EL KİTABI İ425
etmesine nazik durumdan dolayı Avrupa Devletleri tepki göstermediler. 1911'de Trablusgarp Savaşıyla başlayan ve 1912-1913 Balkan Savaşları’yla doruğa ulaşan krizin ardından tarihten Osmanlı Devletini silen I. Dünya Savaşı geldi.
II. OsmanlI Egemenliğinde Balkanlar ve Balkan Milliyetçiliğinin Doğuşu
a. Balkanlar’da Osmanlı Egemenliğinin Yayılması
OsmanlIlar, Bizans tahtı için Cantacuzenus ile Andronik arasında çıkan iç savaştan yararlanarak Trakya’da hızla yayıldılar ve 1361’de Edirne'yi ele geçirdiler. On yıl sonra 1371’de Çirmen’de OsmanlIların Sırp prenslerine ve Bizans'a karış kazandığı zafer, Balkanlar'da Osmanlı üstünlüğünün kesinlikle kurulduğu bir dönüm noktası oldu. OsmanlIların hızla ilerlemesini kolaylaştıran faktörler arasında, bu tarihte Balkanlar’da Osmanlı ilerleyişini durduracak büyük bir devletin olmayışını anımsamak gerekir. Osmanlıiarm Gelibolu’yu aldıkları sırada Sırp Çan Stefan Duşan ölmüş (1354), Makedonya’dan Tuna’ya kadar kurduğu imparatorluk küçük devletler ve senyörlükler arasında parçalanmıştı. Bu dönemde, Bulgar Çarlığı üç parçaya bölünmüştü. Bu küçük devletler arasında çetin bir rekabet vardı. Osmanhlara gelince, yerli hanedanlar bu yeni kuvvetten yararlanmaya çalıştılar. Osmanlılar, Balkan denge politikasında oynadıkları rol sayesinde egemenliklerini genişlettiler. Bu genişlemede, savaş kadar diplomasi de önemli rol oynadı.
1371’de Balkanlar’da yeni bir imparatorluk, Osmanlı İmparatorluğu doğmuştu. Fakat bu imparatorluk, Osmanlı Sultanı’nın yüksek egemenliği altında tâbi devletlerden oluşmuş, bugünkü deyimiyle bir devletler topluluğu niteliğindeydi. Bağlar gevşekti. Osmanlı Sultanı, yeniçeri ordusu ve akıncı kuvvetleriyle en büyük askeri güç olarak, bölge içi barışı koruyordu. Osmanlılar, Balkan İmparatorluğunu, merkeziyetçi bir imparatorluk haline getirmeye çalışıyorlardı. Bu siyaset safha safha gerçekleşti; vasallık dönemini doğrudan ilhak izledi. Doğrudan doğruya Osmanlı yönetimi altına alman topraklarda ise Osmanlılar yerli senyör ailelerinin çoğunu eski feodal topraklarında timar sahibi olarak bırakıyor, bunun için dinlerini değiştirmesi koşulu aranmıyordu. 1500 tarihine kadar Rumeli’de pek çok Hıristiyan timar sahibi bulunmakta idi.
Ömer Lütfi Barkan 1520-1535 tarihleri arasına Osmanlı nüfus ve vergi defterlerine göre o bu dönemde Balkanlar’da nüfus sayısını hane/aile olarak hesaplamıştır. Bu incelemeye bakıldığında. Balkanların doğusunda Müslümanların çoğunlukta olduğu görülür. Batı Balkanlarda, yani Makedonya, Sırbistan, Arnavutluk ve Bosna’da ise Müslümanlar o zaman küçük azınlıklar halindedir.tesettür Bu durum, XVIII. yoizyıldakinden çok farklıdır ve İslamlaşmanın XV1I.-XV1II.
426İ BALKANLAR EL KİTABI
yüzyıllarda, yani Osmanlı devleti'nin çöküş döneminde gerçekle koymaktadır. XVI. yüzyıl başlarında doğu Balkanlar'daki Müslûm
Anadolu'dan XIV. ve XV. yüzyıllarda kitle halinde gelen sürekli birpn ^
dur. OsmanlI Devleti’nin özellikle göçebe grupları zorla Anadolu'^, geçirip stratejikyollar boyunca belli bölgelere yerleştirmiştir. Devlet jjNi sıyla Rumeli’yi Türkleştirmede öncü bir rol oynamıştır.
Etnik yapısı göz önüne alındığında ilk başlarda bir Türk devleti devleti, Balkanlar’ın fethinden sonra esaslı bir dönüşüm geçirmiştir, 13 gerçekleşen bu dönüşümün özü, yönetsel kurumların ve bir bütün lumsal örgütlenmenin Balkanların toplumsal ve ekonomik gerçeklerine hale getirilmesinden oluşmaktadır. Bu süreçte hanedan ile devlet kurumij yy’da Osmanlı akıncı devletinin başlangıcında görülen kurumlardançoic^'^ li farkları bulunan yeni bir biçim ve öz kazanmıştır. 16. yy'ın başlannj”^ Osmanlı devletinin büyük bir bölümünün üzerinde yer aldığı topraklar topraklarıydı.
b. İkinci Viyana Muhasarasından Berlin'e Antlaşmasına Kadar Balkanlar
Osmanlı millet sisteminin çözülmesinde ilk etken. Kutsal Liga adı ve|| Avrupa Devletlerinin, 1683’ten sonra Balkanlar’a saldırılarıdır. Bu vakıa,Osm toplum yapısının çözülmesinde ve bölgedeki milliyetçi duyguların gelişmesinıj, ilk ve en önemli etkenlerden biridir.
Rusya’nın 1711 yılında Osmanlı Devleti'ne saldırması ile başlayan Pm SavaşTnda Deli Petro yenilgiye uğramasına rağmen, yaralarım çabuk sari Petro, kısa bir süre sonra, OsmanITnın Moldavya’daki tebaası, bilgili ve kilii hayatının büyük bir kısmını payitahtta geçiren ve üstelik İstanbul’da çok stsi len Dimitri Kantemir’i yanına çekti. Petro, Kantemir’i Ortodoks Hıristiyanlant kardeş olduğu söylemiyle kazanmayı başarmıştı. Bu gelişme Çar’ın, Balk Ortodoks Hıristiyanlarının "kurtarıcısı" rolünü oynamaya çalıştığının ilk işattt leriydi. Müslüman karşıtı propaganda kampanyasını, bu tür siyasal faaliyeti» konusunda normal koşullarda oldukça duyarsız olan Rus kurumsal yapısı Çar'ın iddialarının doğruluğuna ve davasının haklılığına inanacak derecedeje liştirdi. Bunun sonucu olarak 1774 tarihli Küçük Kaynarca Anlaşması’ylasoB eren Osmanh-Rus Savaşı, Çar’a, çoğunluğu Balkanlar’da yaşayan Osmanlı F netimi altındaki Ortodoks Hıristiyanları BabIâli’ye karşı "temsil etme” hakb® kazandırdı. Sultan’ın iktidar tekeli böylece kırıldı ve Ortodoks millet Rus sine açıldı. On dokuzuncu yüzyılda Rusya’nın Balkan milliyetçiliğine yaptığı^*' kalıcı katkı, Ortodoks Hıristiyanlığı siyasal bir ideoloji haline getirmekve®‘tesettür
