tesettür ve balkanlar bilgi konu
BALKANLAR EL KlTABl|427Ortodoks Hıristiyanlan BabIâli’ye ve Müslümanlara karşı harekete geçirmekte kullanmak oldu.
Rusya, öğrencilere burslar sağlayarak ve Ortodoksluk ile eşanlamlı hale gelen Slavizmi yaymak amacıyla diplomatlardan yararlanarak Eflâk’la ve Rusya'daki çeşitli tüccar yerleşimlerini -en başla Bulgarları- kullanarak Osmanlı İmparatorluğu içindeki her türden Ortodoks muhalefeti teşvik ediyordu. 1858’in Ocak ayında Rus Slavistleri, Osmanlı yönetimi altındaki Slavların kültürel ve dinsel faaliyetlerine destek olmak ve buna bağlı olarak da Sırpların "günahkâr Batı" ortamının içine düşmesini önlemek amacıyla Slav Hayır Kuruiu’nu oluşturdular. Kurulun sonradan St. Petersburg’da açılan bir şubesinin üyeleri arasında, Rusya’nın Babıâli elçisi olan ünlü panslavist Kont N. P. Ignatiev de bulunuyordu.
OsmanlIların, 1711’de yendikleri Rusların saldırılarına karşı verdikleri siyasî tepki, Rum Ortodoks kilisesi dışındaki Ortodoks ruhban sınıfının muhalefetine zemin hazırladı. Bu gelişmeler, Hıristiyanlar arasındaki dinî dayanışmanın çökmesini sağladı. Savaşın ardından Babıâli, Moskova’ya yönelik temayülleri nedeniyle Buğdan ve Eflâk yöneticilerine karşı güvensizdi.tesettür 1711 ve 1716’da sırasıyla Buğdan ve Eflâk yöneticilerinin yerine Fenerli meşhur Rumlar getirildi. Rumlar, İmparatorlukta gerçek bir siyasî güç elde eden ilk gayr-i Müslim gruptu. Fenerliler, resmî olarak BabIâli’nin tebaası olmakla birlikte, tam anlamıyla bir siyasal elit hâline gelebilen ve bir ülke yöneten ilk Ortodoks Hıristiyan topluluktu. Buğdan ve Eflâk'taki Fener yönetimi 1821 yılına kadar bir asırdan fazla sürdü.
1750'li yıllarda Fenerliler, eski Bizans İmparatorluğu’nu Helenleştirilmiş biçimde yeniden kurmayı amaçlayan bir girişim başlattılar. İstanbul'daki Ortodoks Patriğini, Kanunî Sultan Süleyman tarafından yeniden kurulmuş olan Sırp ve Bulgar kiliselerini ortadan kaldırması için etkileri altına aldılar. Patrikhanenin isteklerine rıza gösteren Babıâli, Yunan olmayan bu kiliseleri 1767 yılında kapattı. Patrik, Rum olmayan (Bulgar, Sırp, Ulah vd.) piskopos ve rahiplerin çoğunu görevden aldı ve yerlerine Rumları atadı. İbadetlerde Yunanca kullanımını zorunlu kıldı ve Patrikhanenin köylülerden topladığı para miktarını arttırdı. Bu olayı Hıristiyan dayanışmasında bir bozulma ve kendi etnik varlıklarına yönelik bir tehdit olarak algılayan ve dinî konumları ortadan kaldırılmış Rum olmayan ruhban grubu tepkiyle karşıladı. Sonunda Babıâli, bunların kendi ulusal kiliselerini yeniden kurmalarına izin verdi. Bu kurumlar, önce büyük etnik grupların sözcüsü, 1878'den sonra ise yeni devletlerin siyasî araçları hâline geldiler.
Kilise, Balkan ulusal devletleri hâline gelen yapıların ilk siyasî aracı idi. yunanlılar ve Sırplar, "ulusal kiliselerini" kendi farklı dinsel topluluklarını etrafında birleştirecekleri bir merkez olarak ilk kullananlardı. 1815'te bir derece özerklik elde eden Sırbistan, ulusal kilisesini 1834'te kurarken, bağımsızlığını 1830'da kazanan Yunanistan kendi Ortodoks kilise sistemini 1829-1835 döne-
428İ BALKANLAR EL KİTABI
minde oluşturdu. Böylece İstanbul’daki Patrikhane atıldı ve evrensel o cemaati, dilin farklı siyasal grup belirleyicisi olarak önem kazandığı çük etnik-ulusal cemaatler halinde parçalanmaya başladı. Bir avuç Bulga,.tesettür İstanbul’da ulusal bir kilise kurdu ve 1870’te Sultan’dan birkaçyıliçjndfj*^ milliyetçiliğinin temel taşı hâline gelecek olan Bulgar Eksarhlığını yarjJ'k ferman kopardılar. '
19. yüzyılın sonlarında, bu döneme kadar Osmanlı yönetimi altında siyasî baskılardan yoksun evrensel bir kurum olarak işleyen Ortodoks kendisini, bir dizi ulusal kiliseye bölünmüş olarak buldu. Böylece din, evrep^ dinî kimliği dar bir etnik-siyasî kimlikler birimine dönüştürmekte kullaınfj^ olan müstakbel devletlerin hizmetine girmek zorunda kaldı. Ulusal kiliseler],; smdaki tek ortak bağ, Türklere olan düşmanlıktı. Kiliseler, Müslüman Tirldf, karşı girişilen kanlı ulusal çatışmaları körükledi ve kamuoyunu bu doğrnlij' harekete geçirmek için savaşı yüceltti.
Balkan milliyetçiliğinin şekillenmesinde etkili olan bir diğer olay, 177t|} rihli Küçük Kaynarca Antlaşmasıyla sona eren Osmanlı-Rus savaşıdır. Türldea-hezimeti ile sonuçlanan savaş sonrası imzalanan antlaşma Ruslara, çoğ Balkanlar’da yaşayan Osmanlı yönetimi altındaki Ortodoks Hıristiyanin BabIâli'ye karşı "temsil etme" hakkı kazandırdı. Bölgede Osmanlı idaresininü. keli kırıldı ve Ortodoks millet Rus etkisine açıldı. 19. yüzyılda Rusya'nın Balla; milliyetçiliğine yaptığı asıl kalıcı katkı, Ortodoks Hıristiyanlığı siyasal bir id» loji hâline getirmek ve onu Ortodoks Hıristiyanları BabIâli’ye ve Müslümaıite karşı harekete geçirmekte kullanmak oldu. Rusya bu tarihten itibaren açıip Pan-Slavizm politikasını ortaya koydu ve Balkan milletlerini Osmanlı Devleö'ıj karşı kışkırtmaktan geri durmadı. Pan-Slavizm çizgisinde Balkan devletlerian sında ittifaklar yapılmasını sağlayarak, Osmanlı Devleti'ni zayıflatmayı umuyordu. Önce Sırbistan ile Bulgaristan'ı "Sofya Muahedesi" ile ittifak yapmaya teşû etti. Ardından Yunanistan’ı da bu ittifaka kattı. Daha sonra Karadağ da bu ittililo dâhil oldu.
Hükümetin, imparatorluğun birlik ve bütünlüğünü korumak amanyk 1839-1877 döneminde reformlara sarıldı. İslâm dünyasında ve Doğu-Avrupa'Jı ilk anayasa ve parlamento rejimini ilân etti. Bu dönemde, Osmanlı refonnnı larını Balkan milletlerini imparatorluğa bağlamak için ortaya attıkları ideoloıi Osmanlılıktı. Bu hareket imparatorluk fikrine bir içerik vermeye çalışıyordu Tanzimatçılar, ortak bir Osmanlı vatanı içinde, bütün Balkan Hıristiyan raills lerine Müslümanlarla eşit haklar tanıyor, hatta cizye'yi bile kaldırmayı düşünüyorlardı. Osmanlılık, ulusal ayrılık ideolojisine karşı bir imparatorluk veya bugünkü bir terimi kullanmak caiz ise, bir common-wealth ideolojisi getiriyordu Devlet idaresinde ve kânunlar önünde Hıristiyan-Müslüman herkes eşitolacıt ve Osmanlı vatanı, bir din ve halkın İmparatorluk egemenliği yerine, buradaya-şayan milletlerin ortak vatanı olacaktı.
Slavları da karşı karşıya getirmişti. Bu da aslında Panslavizmin
timinden çekinen Kesreye müftüsü. Yunan başpiskoposu ve Musevi hjiu, Protestan cemaatin vekilini örnek alarak gayet anlamlı bir biçimde Osmani,.' netiminde kalmayı istediler. ’
1877-78 Savaşı, Berlin Anlaşması'yla da hükme bağlandığı gibi, Osmanlıjj letinde var olan çoğulcu düzen ile çok-dinli ve çok-etnili yapıya dayalıtoplm).,. örgütlenme kavramını yıkmıştı. Balkanlar'ın yeni bağımsız devletleri, tekbiif nik yapıya dayalı, tek bir dile sahip ulusu ve genellikle Panortodoksluğune^ zisyon ruhu ile Panislavizmin Rusya tarafından geliştirilen dar ideolojik ve ut eğilimlerini yansıtan bir ideolojiyi benimsediler. Güneydoğu Avrupa'nınyj bağımsız devletleri, çok geçmeden, bir toprak yayılmacılığı siyaseti ile Slavfe arasında Pan-ortodoksluk ve Panislavizmin ruhunda cisimlenen evrenselli kardeşlik düşüncesini kısa bir süre içinde yok eden dışlayıcı etnik uluspıla politikasını başlattılar. Diğer bir deyimle, Berlin Anlaşması, yalnızca Osniii devletindeki çoğulcu etnik-dinsel düzene son vermekle kalmayan, aynızaırmi OsmanlI devletine karşı Rus dış politikasına çok iyi hizmet eden Panortoıltfc Hıristiyanlık ve Panislavizm düşüncelerini de ortadan kaldıran bir araç oldufe anlamda, bu iki büyük Rus düşüncesinin çöküşü doğaldı ve bekleniyordu.Heıt düşünce de, aslında kafalarında Osmanlı devletine karşı yöneltilen siyasal di şüncelerle yaratılmıştı.tesettür Bu amaçlar Osmanlı Slavlarınm "kurtuluşuyla" geıçs leştiğinde, hem Panortodoksluk hem de Panilavizm siyasal varlık neddenı yitirdi.
d. Balkan Savaşları
Berlin Antlaşması karşısında hayal kırıklığına uğrayan Balkan devletler: 'lyı millî emelleri karşısında bir tehdit unsuru olarak algıladılar.î: bütün Balkan devletleri, Berlin Kongresi’nin kararlarını yıkd ' gerçekleştirmek için çabalamaya başladılar. 1908 Bosm ■il sonra Rusya, Osmanlı İmparatorluğu’na karşı üç»’
politika arasında bocalamıştır. Rus devlet adamları Balkan devletleri arasında bir birlik kurmak için bundan önce de birçok denemeler yapmıştı. Fakat bu denemeler Bulgaristan ile Sırbistan arasındaki geçimsizlikler yüzünden suya düşmüştü. Geçimsizliğin temel nedenlerinin başında "Makedonya Sorunu" geliyordu. Bu bölgenin tarih boyunca etnik yapısı ve coğrafî sınırları devamlı tartışma konusu olmuştur. Osmanlı Devleti'nin Makedonya’ya yönelik uygulamış olduğu demografik yöntemler en çok Bulgarları etkilemişti. Bulgarlar, 7 Temmuz
1910tarihinde Sofya’da toplanan Slav Kongresi’nde Slav birliğinin sağlanarak Büyük Bulgaristan’ın gerçekleşmesini istediklerini duyurmuşlardı. Sırplar, Avusturya’nın Adriyatik Denizi’ne inme arzuları karşısında tedirgindiler. Bu yüzden bir şeyler yapma zorunluluğunu hissediyorlardı. Slav kökenli olmayan Yunanlılar ise Ege Denizi’ndeki adalar ve özellikle Girit’te egemenliklerini kabul ettirmek peşindeydiler. 1911 Nisanında Venizelos’un Sofya ile Yakınlaşması,
1911Eylülünde İtalya’nın Trablusgarp’a asker çıkarması, aynı döneme rastlayan Arnavutluk ayaklanması Türklerin Balkanlardaki konumuna büyük darbe indirmişti.
OsmanlI hükümetinin Yunanlılar’a karşı Sırbistan ve Bulgaristan’ı kazanmak için giriştiği faaliyetler bu üç devletin ittifak etmesine engel olamadı. İttihat ve Terakki yönetimi, Balkan devletleri arasındaki anlaşmazlıkların en önemlisi olan kiliseler meselesini 3 Temmuz 1910’da çıkardığı bir kanunla halletti. Bununla ihtilaflı kilise ve mekteplerin nüfus nispetine göre aidiyet tespit edilecekti. Böylece Balkan milletleri arasındaki en önemli mesele de halledilmiş ve bu milletlerin aralarında anlaşmaları kolaylaştırılmış oldu.
Trablusgarp Savaşı, hangi açıdan bakılırsa Balkan Savaşı’nın başlangıcı oldu. Bu savaş, İtalya’nın tutkularına bir uğraş alanı yaratırken, Osmanlı topraklarının parçalanma sürecini de yeniden başlatmış oldu. Şimdi paylarını alma sırası Balkan devletlerine gelmişti. Böylece 1909’da uyutulan pakt tasarıları, coşkulu bir biçimde yeniden ortaya çıkmaya başladı. Trablusgarp savaşı bütün potansiyel mirasçılar için cesaret vericiydi ve 1912 ilkbaharında planlar somutlaşmaya başlamıştı. Balkan İttifakından haberdar Avrupa devletleri, Osmanlı Devleti’nin gücünün küçük Balkan devletlerine yeteceğini sanıyorlardı. İngiliz Hariciye Nazırı Sir Edvard Grey’in, "Türkler Sofya’ya kadar gidebilirler. Fakat arazi istemekten şimdiden vazgeçmelidirler" sözleri bu durumu açıkça ifade eder. İtalya Başbakanı Giolitti’nin beyanları da bu yöndedir: "Türklerin Balkan Devletlerini kolayca ezeceği tabiidir. Harp sonunda vaziyet bir Avrupa Kongresinde tanzim edilecektir". Balkan Savaşları’nın olası (ve beklenen) bir dünya savaşına dönmesinden korkan Avrupa devletleri, balkan harbinin mümkün olduğu kadar tesirini azaltmanın peşindeydiler. Bu yüzden savaşta hangi taraf yenerse yensin, mevcut durumun tamamen korunacağına ilişkin bir fikir ortaya attılar. Bunun yanında savaşı kazanmasına kesin gözüyle bakılan Osmanlı devletinin büyümesine de ta-raftar değillerdi.
Balkan Savaşları ile ilk fethettikleri toprakların büyük bir bölûıti(j„ij mek zorunda kalan Osmanlı Devleti'nde aslî unsuruna ve topraklanna"* V dü. Tanzimat’tan beri devlet zihniyetine hâkim olan Osmanlılık veyj!!^'b, anasır” politikasının ne kadar zayıf olduğu ortaya çıktı. Bundan sonra topraklarda "Türkçülük" fikri önem kazandı. İttihat ve Terakki Cemiyj^^ fikri devlet politikası hâline getirmeye çalıştı.
Balkan Savaşları, 1. Cihan Harbi'nin hazırlık aşaması olması bakınn savaş ile birlikte değerlendirilmesi gereken tarihî bir vakıadır. Yinebt lerin bugünkü Balkan devletlerinin ve milletlerinin oluşumunu etkiledisı,.tesettür** nebilir.
KAYNAKÇA
Anderson Benedict, Hayali Cemaatler. Milliyetçiliğin Kökenleri ve liryıinjj İstanbul 1995.
Armaoğlu Fahir, 19. Yüzyıl Siyasî Tarihi (1789-1914), Ankara 1999.
Bora Tanıl, Milliyetçiliğin Kara Bahan, İstanbul 1995.
Brovvn L. Cari [ed.J, İmparatorluk Mirası. Balkanlar'da ve Ortadoğu'da Osnı®ı Damgası, İstanbul 2000.
Castellan Georges, Balkanların Tarihi, İstanbul 1995.
Clogg Richard, Modern Yunanistan Tarihi (çev. D. Şendil), İstanbul 1997,
Erle J. Hosbbavvm, 1780'den Günümüze Milletler ve Milliyetçilik. Program,dit Gerçeklik (çev. Osman Akınhay], İstanbui 1995.
Hail Richard C., Balkan Savaşı 1912-1913. I. Dünya Savaşı'nın Provası, İstanM 2003.
Hupchick Dennis R, The Balkans. from Constantinople to Communism, Palgraı Pubiishers 2002.
İnaicık Haili, Tanzimat ve Bulgar Meselesi, İstanbul 1992.
Jeiavich Barbara, Russia's Balkan entangiemets. 1806-1914, CarabrUji University Pres 1993.
Karpat H. Kemal Balkanlar’da Osmanlı Mirası ve Ulusçuluk (çev. Recep Bozteımıl Ankara 2004.
Kent Marian (ed.), Osmanlı İmparatorluğu'nun Sonu ve Büyük Güçler (çev. Ahus Fethi), İstanbul 1999.
Khon Hans, Panislavizm ve Rus Milliyetçiliği (çev. A. Oktay Güner), İstanbul^'
Millas Herkül, Yunan Ulusunun Doğuşu, İstanbul 1994.
AVUSTURYA-MACARISTAN İMPARATORLUĞUNDA MİLLİYETÇİLİK HAREKETLERİ
Dr. Murat Önsoy Hacettepe Üniversitesi
Burjuva sınıfının güçlenip, derebeylik ve kilise hakimiyeti sona ermesiyle Avrupa Kıtası’nda Reform ve Rönesans hareketlerinin zayıflattığı Skolastik düşünce yerini akılcılığa bıraktı. 18. yüzyıla damgasını vuran aydınlanma hareketi ile akla öncelik tanıyan bir düşünce sistemi doğdu. Aydınlanma çağında gelişen bilim ve teknoloji ile sanayi devriminin temelleri atıldı; ancak 18. yüzyıl siyasi düzeni Sanayi Devrimi ile geçilen modern toplumun ihtiyaçlarına cevap vermekten uzaktı. İmtiyaz sahibi soylular ve rahiplerin yanında Sanayi toplumunun olmazsa olmazı Burjuva sınıfının siyasi hakları yoktu. Sanayi devrimi ile oluşan Modern toplumda çarkların işlemesi için yüzyıllardır devam eden dini, iktisadi ve toplumsal dönüşümlere, siyasal olarak da ayak uydurmak gerekliydi; 1789 senesinde meydana gelen Fransız ihtilali ile bu yolda önemli bir adım atıldı.tesettür
