tesettür ve balkanlar bilgi konusu
Fransız İhtilal ile bireyin özgürlüğü ve milliyetçilik gibi kavramlar ortaya aüldı. Feodal bir yapıya sahip olan ve içlerinde birçok farklı etnik kökenden insan bulunan imparatorluklar için milliyetçilik kavramı sonun başlangıcı oldu. Napolyon'un Rus İmparatorluğu karşısındaki mağlubiyeti ve ardından toplanan Viyana Kongresi'nde alınan muhafazakâr kararlar imparatorlukların mevcut sistemi bir süre daha muhafaza etmesine olanak sağladı ise de milliyetçiliğin yayılmasının önüne geçilemedi. Nitekim Napolyon’un seferleriyle Orta, Doğu ve Güney Avrupa ya yayılan ulusçuluk kavramı, imparatorlukları birer kaynayan kazana çevirdi. İmparatorluk içinde ulusal kimlikler, dini kimliklerin üstüne geçmeye başladı. Uluslar ortak dillerini oluşturdu, yabancı dildeki önemli yapıtlar bu dillere çevrilip halkın okuyabilmesi için çok sayıda basıldı. Ulusun kahramanlıklarını ön plana çıkaran tarih yazımı başladı, İmparatorluk içinde yasaklanan w çoğu zaman yeraltı örgütlenmeleri ile yayılan ulusalcı ihtilal hareketleri kendi içlerinden lider kadrolar çıkardılar. Çoğunlukla aristokrat ailelerin iyi eğitimliBALKANLAR EL KİTABI |439
Avusturya-Macaristan İmparatorlugu’nun dış politikadaki hassasiyeti iç poli-jjliada da mevcuttu. Almanlar, İmparatorluğun en kalabalık grubuydu, her ne kadar tek başlarına çoğunluğa sahip olmasalar da, İmparatorluğun esasını oluşturan yönetimde söz sahibi olan ulus Almanlardı. Habsburg Hanedanı'nın da Alman kökenli olmasının bunda etkisi vardı. İmparatorluğun hakimiyeti Almanların elinde olmakla beraber, diğer dengeleyici unsuların varlığı Almanların mutlak hakimiyetine engel teşkil ediyordu. Bu durum Habsburg Hanedanının da işine gelmekteydi. İmparatorluğun tamamen Alman hakimiyetine girmesi Habsburglar’ın imparatorluk yönetimini Berlin’e kaptırmalarına neden olabilirdi. Bu durum ancak Çeklerin imparatorluk siyasetinde aktif bir rol üstlenmesiyle engellenebilirdi. Benzer şekilde kalabalık nüfusa sahip Macarların, İmparatorluk üzerindeki ağırlığının azaltılması için Almanlarla ve Çeklerin, Macarlara karşı ortak hareket etmesi gerekiyordu. Öte yandan Macarların Almanlara ihtiyaçları vardı; zira imparatorluk nüfusunun neredeyse yarısını oluşturan Slavlara karşı durabilmenin yolu Almanlarla ittifaktan geçiyordu. İmparatorluk, bu ve bunun gibi birçok aritmetik denge üzerinde kuruluydu ve bu denge sistemi dışarıdan herhangi bir müdahaleye karşı son derece hassastı. Nitekim Fransız İhtilali ile gelen milliyetçilik, ulusal aydınlanma ve kimlik oluşumu akımlan taşların yerinden oynamasına neden oldu.
Fransız İhtilali ve Avusturya Macaristan İmparatorluğunda Ulusal Kimliklerin oiuşması
Germenler: Kültürel anlamda aydınlanma devrinde ortaya çıkan Alman milliyetçiliği, Fransız Ihtilali’nin etkisiyle siyasi alanda da etkili olmaya başladı. Avusturya ve Prusya gibi statükocu kuvvetlerin kontrolündeki Alman milliyetçiliğinin yayılması uzun zaman aldı.
Kutsal Roma Germen İmparatorluğu'nun yıkılmasıyla birlikte milliyetçilik ve milli devlet kurma çalışmaları hız kazandı. 1848 ihtilalinin önderliğini yapan Vormârz“öncü grup” tarafından ön plana çıkarılan Johann VVolfgang von Goethe, lohann Gottiieb Fichte, Johann Gottfried Herder gibi Alman aydınları. Alman milliyetçiliğinin yayılması için büyük çaba sarfettiler. Onların önderliğinde Alman milli edebiyatın ve milli eğitiminin temelleri atıldı. 1817 senesinde VVartburg şehrinde düzenlenen bir festivalde Marthin Luther’in Lutherancılığı ile Alman milliyetçiliği arasında "hayali" bir bağ yaratılarak Alman Milli birliğini oluşturma safhasında Lutherancılık da Alman ulusunun bir parçası olarak gösterildi.
19. yüzyılın başlarında irili ufaklı otuzbeş Alman prensliğinin Prusya li-tlerliğinde birleşmesiyle oluşan Alman Birliği’nin Avusturya Macaristan Imparatorluğu’ndaki Alman nüfusla olan yakınlığı imparatorluk için tehdit teş-
BALKANLAR EL KİTABl|44l
Macarlar: Evlilik yolu ile Habsburg Hanedanı’nın yönetimi altına giren Macarlar, yaklaşık üçyüz yıl boyunca kendi devletlerinden yoksun yaşadılar. OsmanlI İmparatorluğu ile Avusturya İmparatorluğu arasında savaşlara neden olan Macar topraklan, 1699 senesinde Karlofça Antlaşması’ndan yaklaşık elli yıl sonra tamamen Avusturya İmparatorluğu kontrolüne geçti. Avusturya İmparatorluğu tarafından daima baskı altında tutulan Macarlar, zaman zaman bu duruma karşı ayaklandılar. Bütün diğer halklar gibi Macarlar da İmparatorluğun Almanlaştırma politikasına maruz kaldılar. İvan Szechenyi veLajos Kossuth gibi aristokrat Macar milliyetçisi politikacıların önderliğinde başlatılan 1848 İhtilali çok geçmeden milli devlet kurma çabalarına dönüştü. Avusturya Parlamentosu’nun alt kanadından bazı özgürlükçü milletvekilleri tarafından bir Macar devletinin kurulması teklif edildi. 1849 senesinde Macar Cumhuriyeti, Lajos Kossuth tarafından ilan edildi Habsburg hanedanının temsilcileri Macaristan’dan çıkarıldı. Macarlar kendi merkez bankalarını kurdular, Macar soylularını vergiye bağladılar. Bununla yetinmeyen Macarlar, Transilvanya'yı topraklarına kattılar. Ferdinand’ın yerine 1848 senesinde tahta geçen Franz Joseph, Macarları tekrar kontrol almak için harekete geçti. Macar topraklarında yaşayan Hırvatlar ve Transilvanya’daki Romenler de Macar milliyetçiliğinin ilerleyişinin önüne geçmek için Almanlarla ittifak kurarak Macarlara karşı mücadeleye giriştiler. Yaklaşık bir sene süren mücadelenin ardından Rus imparatorluğu’nun da yardımlarıyla Macarlar tamamen kontrol altına alındı.
Avusturya İmparatorluğu’nu baskıcı bir rejimle yöneten Franz Joseph, 1859 senesinde İtalyanların kurduğu Sardinya Devleti ve Fransızlara karşı alınan mağlubiyetler neticesinde İmparatorluğun artan baskılar ve Macar muhalefetin gücü karşısında daha fazla dayanamayarak ikili monarşiyi ilan ederek Macarları imparatorluk yönetimine ortak etti.tesettür ‘1867 Uzlaşması' adı verilen bir belge ile Habsburg İmparatoru aynı zamanda Macaristan Kralı ilan edildi. Macaristan içişlerinde bağımsız hale geldi. Macaristan’ın elde ettiği başarı ve kurduğu merkezi hükümet etnik azınlıkların itirazlarına neden oldu. Çünkü İmparatorluğu ikinci kalabalık nüfusuna sahip olmalarına rağmen, Macarlar, Macaristan topraklarındaki toplam nüfusun yarısını bile oluşturmuyorlardı.
Macarların 1867 senesinde ikili monarşi ile İmparatorluk yönetimine ortak olmaları, İmparatorluğun Macaristan topraklarında yaşayan ve Macar olmayan etnik grupların itiraz etmelerine yol açtı. Yıllardır devam eden Macarlaştırma politikasının, ikili krallığın ilanıyla birlikte daha da artacağı endişesine kapılan etnik gruplar, 1867 senesinden sonra egemenlik çabalarına hız verdiler.
Rumenler: Rumen milliyetçiliği, Osmanlı İmparatorluğu, Rusya ve Avusturya İmparatorluğu arasında gidip gelen Eflak, Boğdan, Bessarabya, Transilvanya topraklarında gelişti. 18 ve 19. yüzyıllarda stratejik öneme sahip olan Rumen topraklan, sadece bu üç imparatorluğun değil, İngiltere ve Fransa’nın da ilgi-
sini çekmekteydi. Avusturya Macaristan toprakiarmda Viatvr nüfusu olmasına rağmen, Rumen milliyetçiliğinin asıl gelişrne^'^u"^V ve Boğdan’ın o dönemde Osmanh İmparatorluğu topraklarına rt w layısıyla, Rumen milliyetçiliğinin merkezi Avusturya Macaristan i-''N, İmparatorluğu idi. Ancak Osmanlı İmparatorluğu'ndan ayrıla^y'V Romanya'nın, Avusturya İmparatorluğu’ndaki Rumenler için bir cat\iı^''< dönüşmesi ve Romanya ile birleşme talepleri İmparatorluğukorlaıtnTv'^-
Slavlar: Slav ırkı bir bütün halinde düşünüldüğünde, Avusturya
İmparatorluğu’nda çok büyük bir nüfusa sahip olmasına rağmen d\\\ç^ ^ takhğı dışında hiçbir zaman siyasi veyahut dini bir birlik kuramadıV^n' İmparatorluk Slavlarmı; Sırp, Hırvat, Sloven (,Güney Slavlani ve Çeksiı,;^
(Batı Slavları), Ruthenler (UkraynalIlar) olarak ayrı ayrı değerlendinmyj^ doğrudur.
Çekler: Çek milli kimliği 18. yüzyılın sonlarında Çekaydınlarioselboi,,^ ve Josef Jungman önderliğinde yapılan milli edebiyat çalışmaları ve yazımı ile Latin ve Alman etkisi altında oluşturulmuştur. Çekler enbırıii^ cadelelerini kendilerini Almanlaştırmaya çalışan AvusturyalIlara karşı Bohemya'da yoğun olarak kullanılmakta olan Latince yerine Almanciyıye; mek için bir dizi çalışmaya girişen AvusturyalIlar, Prag da çıkardıkları Hmjü; dergiler ve Prag Üniversitesi’ne gönderdikleri Alman bilim adamlaruîjisj de Alman edebiyatını yaymayı kısmen de olsa başardılar, lö.yii'zyılmm'aiı împaratoriçe Maria Teresa döneminde Bohemya’daki okullarda fimaada yanında Çek dili de öğretilmeye başlandı. 6.5 milyon nüfusla İmçaralnfe üçüncü en kalabalık grubu olan Çekler, 18. yüzyılın başlarında çolıükaiıt aktif değildiler. Çeklerin politikaya aktif katılımları, Almanlarakarşütofe yan Macarlar için çok önemliydi.
1868 yılında Macarların Avusturya imparatorluğundan elde etü^a'jîs 1ar, Çekleri de heyecanlandırmıştı. Kendilerinin de Macarlar ğbilıarto durumunda siyasi haklar elde edebilecekleri düşüncesiyle Bolıercıv^i hak talep etmeye başladılar. Bu talepler daha en başında, Habsbur^Baı gölgesinde hareket eden Çek siyasetçiler tarafından reddedildi.
1882 senesinde, Çek milliyetçileri tarafından Prag ünlvetsıl Üniversitesi ve Prag Alman Üniversitesi olarak ikiye ayrıldı.Böylec di dillerinde eğitim ve araştırma yapabilecekleri bir ünvversiteyel
Slovaklar: 19, yüzyıl süresince Çeklerle birlikte hareket ti kendi milli bilinçlenmelerine öncülük eden Ludovlt Stur, \osel^ ve Michal Miroslav Hodza gibi isimler geçmiş kabramanlMai Slovak tarihi oluşturdular. Bütün Slovakya’yı dolaşıp Slovak dılar. Ludovit Stur, Macarlara karşı verilen mücadelede Çek
BALKANLAR EL KİTABI İ443
lanın ihtiyaçlarını karşılayamayacağı ve Slovaklann kendi dillerini benimsemelerinin gerektiğini belirtip bu doğrultuda ortak bir Slovak dili oluşturmuştur. Slovak dilinin oluşturulması, Çek aydınlar tarafından tepkiyle karşılanmıştır. 1845 yılında Slovak dilinde yayınlanan siyasi bir gazete ile milli bilinci Slovak halkına yaymayı başarmıştır.
Lehler: 19. yüzyıla damgasını vuran milliyetçilik akımı, Lehler arasında da hızla yayıldı. Başlangıçta Avusturya İmparatorluğu’nda özerklik için bastıran Lehler, ilerleyen zamanlarda Macarların başarılarından etkilenerek milli devlet Inırma mücadelesine giriştiler. Leh milliyetçisi şair Adam Mickievvicz, 19. yüzyıl romantizminin etkisi altında yazdığı şiirleriyle Leh milliyetçiliğini eserleriyle körüklemiştir. Ünlü besteci Frederic Chopin de Leh milli tarihinden esinlenerek sayısız esere imza atmıştır. Aydınlar arasında yayılan milliyetçilik, daha sonra giderek aristokratlar ve en son da köylü ve işçiler arasında taraftar bularak, Leh toplumunu bütünüyle sarmıştır.
Leh nüfusu hem Avusturya hem de Rus İmparatorluğu'nda yoğun olarak bulunmaktaydı; ancak Lehler Avusturya-Macaristan’da Rusya'dakinden daha özgür bir ortamda yaşıyorlardı. Katolik Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nda, Ortodoks Rus İmparatorluğu’nun aksine dini bakımdan özgürlerdi; ayrıca Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun iç dengelerinde önemli bir yere sahip olduklarından birtakım yönetimsel hakları vardı. Örneğin yoğun olarak yaşadıkları Galiçya’yı Viyana’da temsil etme hakkına sahiplerdi. Galiçya’ya özgürlükçü ortamı nedeniyle, Rusya ve Prusya Lehleri tarafından gıptayla bakılmaktaydı. Bu bakımdan Leh bağımsızlık mücadelesi daha çok Rus topraklarında gerçekleşmiştir. 1846 yılında Leh Demokrasi Cemiyeti adındaki milliyetçi grup tarafından Avusturya Lehleri isyana teşvik edilmişse de; köylü sınıfının Avusturya soylula-nndan daha baskıcı diye niteledikleri Leh soylu sınıfına başkaldırmasıyla isyan fiyaskoyla sonuçlanmıştır. Avusturya tarafından sert bir şekilde bastırılan isyan sonrası kan kaybeden Leh milliyetçiliği, 1848 İhtilali’ne hazırlıksız yakalanmıştır. 1800'lerin sonlarına doğru Krakovv da kurulan üniversite Leh aydınlarının merkezi haline gelmiştir.
UkraynalIlar (Ruthenler): Ruthenya, Avusturya İmparatorluğu’nda
ükraynalıların yaşadığı topraklara verilen isimdir. Leh nüfusu gibi Ukrayna nüfusu da Rus ve Avusturya İmparatorlukları topraklarına yayılmıştı. Ukrayna milliyetçiliğinin oluşumunda en fazla katlısı olan isim Taraş Shevchenko idi. Onun önderliğinde hareket eden Ruthenler, milli bir devlete ve ortak bir dile sahip olmuşlardır. Ukrayna diline ve Shevchenko'nun yapıtlarına Rus İmparatorluğu taralından yasaklar getirilmiştir. Rahip Aleksander Dukhnovych, Avusturya imparatorluğu Ruthenlerini aydınlatarak Macarlaşmalarının önüne geçmiş ve milli bilinçlerinin oluşmasında büyük rol oynamıştır.
1867 Uzlaşması’yla UkraynalIların milli oluşumları frenleniniz Ruthen dilinde yapılan ilköğretime Macarlar tarafından son Ruthenler tekrardan bir Macarlaştırma politikasıyla yüz yüze kalınij|j*\’
Hırvatlar: AvusturyalIların Almanlaştırmaya, Macarların da Macari
çalıştırdıkları Hırvatlar arasında bu iki harekete tepki olarak gelişen liyetçiligi, 1830’lu yıllarda kültürel bir harekete dönüştü. Hırvat önde gelen fikir adamlarından Ljudevit Gaj, Hırvat dilinin çeşitli lehçji^v leştirerek milli Hırvat dilini oluşturdu. 1848 ihtilalinde AvusturyalI^*'^ da yer alan Hırvatlar, ihtilalci Macarlara karşı savaştılar. İmparatorlna^ \ mesi ve Macarların egemenlik elde etmesi, Macar topraklarındayaşjy. * azınlık için çok büyük tehlike oluşturuyordu.tesettür Hırvat Ban Jelacic Konu,^*'* Hırvatlar, Avusturya ordusu eşliğinde Macar topraklarında ihtilalcj]j|.j, verdikleri mücadelede başarılı olduysalar da, yardımlarının karşılığım yana daha otoriter bir rejim ile yönetilmeye başladılar. '
19. yüzyılda Hırvat topraklarında, toprağa bağlı köleliğin Banjelafjj^^ dan kaldırılmasıyla, Hırvat toplum yapısı da değişime uğradı. Topraksaijı nin gücü azaldı ve ekilebilir topraklar halka paylaştırıldı.
Hırvat milliyetçiliğinin temelde iki prensibi vardı: Birinci ilke, dağınık^ yaşayan Hırvatları kurulacak bağımsız Hırvat milli devleti altında birleştjrr tir ki, bu amaç doğrultusunda Hırvat politikacı Ante Starcevic 1861 senej;, ‘Haklar’ partisini kurarak siyasal alanda mücadele vermiştir. İkinci amaçijj ğmık halde yaşayan Güney Slavlarını (Yugoslav] birlik altına alarakPanisln> gerçekleştirmekti. Bu hedef doğrultusunda 1867 senesinde piskoposlosipl® Strossmayer tarafından Yugoslav Bilimler ve Sanat Akademisi kuruldu.
Slovenler: Napolyon’un seferleri sırasında milliyetçi akımlarla fe şan Slovenler, 1848 ihtilali sırasında bir bildirge yayınlayarak Biıkj Slovenya taleplerini dile getirdilerse de o dönem için Avusturya-MacaiE İmparatorluğu'ndaki halkların geneli gibi onlar da isteklerine erişeuıeJk Çeşitli Sloven lehçelerini birleştiren, Slovence’yi yabancı kelimelerdenantirc ve Sloven edebiyatının oluşmasında en fazla katkısı olan isim dilbilimcil«s Kopitar’dır. Sloven bir aydın olan Janez Blajvajs, çıkardığı bir dergiyleSlovttü türünü alt tabakalara yaymayı başarmıştır.
1848 İhtilali’ni İmparatorluk’taki birçok azınlık gibi coşkuyla kaşif-Slovenler, taleplerinde bir ikilikle karşı karşıyaydılar. Bir kısım, İmpan^ içinde daha fazla yetkilere sahip bir Slovenya isterken; öteki kısım da#® milletleriyle birleşerek Yugoslavya’yı kurmayı amaçlamaktaydı.
Sırpları 18. yüzyılın sonlarına doğru Avusturya İmparatorluğu topı®' da doğan Sırp milliyetçiliği, Osmanlı İmparatorluğu topraklarında da
BALKANLAR EL KİTABI İ445
nıuştur. 1804'te Osmanlı İmparatorluğu’nda Kara Yorgo önderliğinde yeniçeri baskısına karşı ayaklanan Sırpların mücadeleleri daha sonra milli mücadele halini almış ve 1815 senesinde Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı yarı bağımsız bir Sırp prensliğinin kurulmasına kadar varmıştır. Kendi yönetimleri altında Sırp milliyetçiliğini kolayca yayan Sırp aydınlar, Büyük Sırbistan’ı kurmayı kendilerine hedef olarak belirledi. 1844 yılında Sırp lider Garaşanin tarafından gönderilen muhtırada da belirtildiği gibi Sırbistan’ın izleyeceği yayılmacı politikanın Sırplarla Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nu karşı karşıya getirmesi kaçınılmazdı. 1876 senesinde ise Berlin Antlaşması ile bağımsızlıklarını kazanan Sırplar, Bosna’nın Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tarafından ilhak edilmesini engellemeye çalışmaktaydı. 18. yüzyılın sonlarında gelişen Habsburg düşmanlığı, 1914 senesinde Bosna’nın Avusturya Macaristan’a ilhakı karşısında doruk noktasına ulaşmış, arşidükün Sırplar tarafından öldürülmesi de 1. Dünya Savaşı’nı tetiklemiştir.
İtalyanları Avusturya İmparatorluğu ve başkenti Viyana’nın kültürel yaşamı üzerinde İtalyan kültürünün hayli fazladır. Kraliçe Mana Teresa döneminde Viyana’daki okullarda İtalyanca yabancı dil olarak okutulmakta, bunun yanısı-ra opera ve tiyatro eserleri İtalyanca sahnelenmekteydi. İtalyan milli birliğinin oluşması da Alman örneğinde olduğu gibi Avusturya İmparatorluğu tarafından Viyana Kongresi’nde alman kararlar doğrultusunda olabildiğince geciktiriliyordu. Diğer uluslar gibi, İtalya da Fransız İhtilali’nin etkisiyle kendi milli aydınlanmasını yaşamış ve milli devletini kurmak amacıyla mücadeleye girişmiştir.
1815 senesinde İtalyanlar; Sardinya Krallığı, Napoli, Sicilya, Toskana ve birkaç küçük dükalığı kontrolleri altında tutuyorlardı. Lombardia ve Venedik ise Avusturya İmparatorluğu’nun kontrolündeydi. İtalyan milliyetçileri önderliğindeki "Risorgimento" silahlı hareketi 1859 senesinde AvusturyalIları yendiler ve 1861 senesinde İtalyan Krallığı’nı ilan ettiler. Avusturya İmparatorluğu’nun 1866 senesinde Prusya’ya yenilmesi neticesinde İtalyanlar otorite zayıflığından yararlanıp Venedik'! topraklarına kattılar.
Fransız İhtilali’nin siyasi platforma taşıdığı milliyetçilik akımı, insanlar arasındaki etnik ve milli farklılıkları belirginleştirmiştir. Bu durum çok uluslu bir yapıya sahip olan imparatorlukların kısa sure içinde siyasi coğrafyadan silinmelerine sebebiyet verdi. Bu imparatorlukların en köklülerinden biri olan Avusturya İmparatorluğu Fransız İhtilalinden altmış sene sonra gelen 1848 ihtilali ile önüne geçilemeyen bir milliyetçilik dalgasında yavaş yavaş boğuldu. Macarların imparatorluk yönetimine ortak olmasıyla etnik bakımdan oldukça karışık bir yapıya sahip Macar toprakları, gerek Macar yönetimine gerekse Habsburg Hanedanı’na başkaldırının merkezi haline geldi. Almanlaştırma ve Macarlaştırma politikaları nedeniyle varolan kültürel kaygıların da bir sonucu olarak milli devlet kurma çabalan yaygınlaştı.tesettür Her etnik grup kendi dilini, tarihi-
KARADAĞ’IN BAĞIMSIZLIK MÜCADELESİ
Doç. Dr. Osman Karatay Ege Üniversitesi
Bosna’nın hemen ardından 1478 yılında Osmanlı devletine dahil edilen Karadağ'da 19. yy'a kadar nispi bir sükunet hüküm sürmüştür. Zaman zaman halk arasında kavga ve isyanlar çıkmışsa da, bunlar geniş boyutlara varmadan jıatıştırılmıştır. Ancak bu bölgede 1850’den itibaren uluslararasılaşmış şekliyle ayrılıkçı hareket başlamış oldu.
Şüphesiz, bugün tarihte dönüm noktası kabul edilen 1796 yılı o yıllarda böyle anlaşılmamış, siyasi gelişmeler normal seyrinde devam etmiştir. Karadağlılar arasında Buşatlı Mahmut Paşa'ya karşı zaferlerin getirdiği rahatlama açıktır. Ancak henüz devlet kurumlan tam oturmadığı için sistemli bir yayılmacı ideolojiden bahsetmek zordur. Devletin sınırları içerisinde hiçbir şehir yoktu. Ahali tamamen köylü idi. Başkent Cetinje, artık devletleşmenin tamamlandığı, siyasi rahatlık ve emniyetin sağlandığı 1872 yılında bile 115 hanesi ve 500 kadar nüfusu olan bir köy idi.
Bugün Karadağ'ın ortasında kalan Niksic ve daha güneydeki şimdiki başkent Podgorica gibi şehirler daha uzun süre Osmanlı yönetiminde kalacaktır. Ulçin ve Bar'ın Türklerde kalması, Kotor körfezine ise AvusturyalIların hakim olması sebebiyle denize hiçbir çıkış yoktu. Savaş ve buhran zamanlarında Osmanlı yöneticileri onların pazara inmelerini yasaklamakla birlikte, bağımsız (köylü) Karadağlılar ticaretlerini bu şehirlerle normal şekilde sürdürmekte idiler. 1797'de Venedik’in ortadan kalkmasından sonra Avusturya’nın eline geçen kuzey sahillerindeki kasabalar 1. Petar’ın ilgisini çekmiş, gelecekte ele geçirmek için buralarla ilişkiyi geliştirmiştir. Ancak yine de Karadağ'ın dış siyasetinde Rusya’nın tutumu belirleyici olmuş, tüm gelişmelere damgasını vurmuştur. Bu özellikle Napolyon’a karşı savaşlarda söz konusudur. Aralarında Türk tarihçilerinde bulunduğu pek çok kimse, 19. yy’daki özellikle Sırp ve Yunan ayaklan-tesettür
