tesettür ve balkanlar bilgi

tesettür ve balkanlar bilgi

 19. yüzyıla kadar milletleri saf dinsel nitelikleri belirliyordu; Rumlarvesı eğer Ortodoks iseler, Rum cemaatinin mensuplarıydı; Ermeniler, Grego/^ç da Katolik olmalarına göre, ayrı milletleri oluşturuyorlardı. Ancak 19,yj; ortalarına gelindiğinde ulusal düşünce millet sistemi içine sızmaya başlajj yeni gelişmeler karşısında Babıâli, 1864’te ayrı bir Bulgar Eksarhhanesi'nj^^' dı. Bu etnik kimlikle dinsel kimliğin ayrışması sonucu ortaya çıkmıştı.
Büyük güçler de millet sistemini kendi amaçları uğruna kullandılar. Millet özellikle de yabancı uyruğuna geçebilen bireyler, yabancı himayesindenyaı^fi^ nıyorlardı. Hamilik süreci, Rusya’nın Ortodoks milletin koruyucusukabuledıif ği 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması’yla başladı. Bir süre sonra öteki güçlenjj kendileriyle benzer dini eğilimi paylaşan cemaatleri koruma hakkını talepetj 1er. Fransa Katoliklerin, Britanya ve Amerika Protestanların koruyucusu 0I4 Yahudiler hariç, bütün gayrimüslim milletler koruyucu bir büytik güç bulduij Misyoner okulları ve kolejleri de, gayrimüslimlerin ve Türk olmayanlanuU} dern düşüncelerle, özellikle ulusçuluk düşüncesiyle tanışmasında önemli oynadı. Himayenin sonuçları imparatorluk için felaketti. Ancak bu gelişmece maatler için de trajik oldu.
d.Balkanlarda Kapitalistleşme Süreci
Balkan tarihçilerine göre, Osmanh egemenliğine kadar Balkanlarda gelişini) bir ticaret hayatı, şehirleşme ve tarım ekonomisi vardı. Osmanlılar gelincelu süreç tersine işlemiş; Avrupa’daki gelişmeye benzeyen "ileri-feodalizm” yerin bir "geri feodalizm’’e bırakmıştır. Ancak iddia edildiği gibi bu düşüşten Osmaıl sorumlu değildir. Aksine, Osmanh İmparatorluğu döneminde Balkanlardagöıc çarpar bir iyileşme ve gelişme dönemini başlamıştır. XIII. yüzyılda PaxMongolİQ sayesinde, kıtalararası ticareti gelişmiş, bu sayede Karadeniz, İstanbul,Balkanlu ve İtalya’da görülmemiş bir ticarî-ekonomik büyüme ve zenginlik dönemiyaşat mıştır. Fakat XIV. yüzyıl ortalarında Osmanlılar gelmeden Çin ve Orta Asyaticaıfi yollarının engellenmesi ve büyük veba salgını sonucunda, Levant, Balkanlat« İtalya’da uzun bir İktisadî bunalım baş göstermiştir. Balkanlar’da Osmanlıdötr minde büyüyen ve gelişen şehirler, başlangıçta idarî-askerî merkezler iken,» manTa geleneksel Osmanh el-sanatları ve esnafın (başlıca dokumacılık,boyaoü deri^Bc) yerleşmesiyle, ticari-sinai merkezler haline gelmiş ve Balkan şehiriff kuvvetli bir
l^u^ey kesimindeki Semendire (Smederovo), Vidin, Niğbolu, Silistre, Rusçuk ve gjbi Tuna iskeleleri, Edirne ve İstanbul’a bağlanarak Boğdan, Polonya, Erdel (Transilvanya) ve Macaristan ticaretinin önemli transit merkezleri haline gel-nıiştir. Yine bu dönemde Balkanların batı kesimini eşi görülmedik bir büyümeye sahne olmuştur. Ayrıca, bu merkezlerin hinterlantlarında kalan kent ve kasabalar da gelişerek bakımlı ve zengin ticaret merkezlerine dönüşmüştür.
XV.yüzyıl başından itibaren, Balkan-içi ve Balkan-dışı ticaret, görülmemiş bir gelişme göstermiştir. Osmanlı öncesi dönemde İtalyanlar, Balkanlardan lıaıtımaddeler ve yiyecek maddeleri ve esir satın alırlardı. Balkanlar’ın İtalya ve Avrupa ile ticaretinde en işlek Umanı haline gelen Dubrovnik (Raguza) cumhuriyetinin, 1433’de OsmanlIlara tabii olmasından sonra bölge, İktisadî bakımdan büyük bir ivme kazanmıştır. Böylelikle Batı Balkan bölgesi ve Bulgaristan şehirlerindeki Dubrovnik ticaret kolonileri en elverişli koşullarla, Venedik'le rekabet eder bir duruma yükselmiştir. Bu sayede Rum ve Yahudiler, on beşinci ve on altıncı yüzyıllarda ticarette aktif hâle geldiler. Ticaret sayesinde muazzam paralar biriktiren bu "kapitalistler", devlet için vazgeçilmez olmuşlardı. İmparatorluğun yalnız mâliyesinde değil, politikasında da önemli roller oynamaya başlamışlardı.
On yedinci yüzyılda Osmanlı dönüşümüne yeni bir yön veren en önemli etken Orta ve Avrupa'yla ticarî alışverişin artması oldu. Ticari artışın, çok önemli iki sonucu vardı. Birincisi, Osmanlı devletinin narh sistemi ile mal değişiminin denetimini kaldırmaya zorlanmasıydı. On yedinci yüzyılda ticaretin liberalleşmesi, akçenin giderek değer yitirmesi ve artan enflasyon, Osmanlıları böyle bir uygulamaya zorlamış görünmektedir. Fiyat sisteminin çözülüşü ve Osmanlı topraklarına para akışıyla birlikte giren enflasyon, sabit gelirli grupların, yaşam standartlarını baskı altına aldı. Ticaretin genişlemesi ve liberalleşmesinin ikinci etkisi, tüccar sınıfının ortaya çıkışında görüldü. Tüccar sınıfının ortaya çıkışının, Balkan etnik gruplarıyla ilintili çok önemli siyasal bir önemi de vardı.tesettür Bu dönemde Balkanlar'da da gelişmekte olan Ortodoks bir tüccar sınıfı bulunuyordu. On sekizinci yüzyılda Viyana, Leipzig, Kronstad [Brasov] ve diğer bölgelerle ticaret yapan Osmanlı tüccarları arasında Rum, Sırp, Romen (Ulahlar] tacirler vardı.
On sekizinci ydizyılın sonlarına doğru yaşanan siyasal ve askeri gelişmeler, Hıristiyan tüccar sınıfı içinde farklılıklar yarattı. Özellikle 1739 Belgrad Anlaşmasıyla sonuçlanan savaşlar ve ağır vergiler Sırp nüfusun kimi bölümlerini Avusturya'ya göçmeye zorladı. Öte yandan Bulgarlar da Eflâk, Boğdan ve Rusya’ya göç ettiler. Bu göçmenler gittikleri yerlerde varlıklı yerleşimler oluşturdular. İkinci Belgrad Anlaşmasından sonra Rusya da kendi ticaretini geliştirmek ve Balkan Hıristiyanlarını siyasal amaçlarla kullanmak gibi ikili bir amaçla Balkanlı tüccarları, özellikle de Rumları kendi topraklarına çekmek için özel bir çaba harcadı.
4I6İ BALKANLAR EL KİTABI
XVI11.yüzyılda Avrupa ile ticaretin görülmemiş bir biçimde büyücü karşılık imparatorluk idaresinde merkeziyetçi sistemin iflas ettiği degu„ \ çıkmıştı. Bütün bunlar Balkan halklarının geleceği için son derece melere neden oldu. XVIII. yüzyılda Avrupa pazarının gıda maddelerine^ ği yüksek fiyatlar ve taşımacılığın gelişmesi, Balkanlar'da dış pazar ürünlerinin yetiştirilmesini teşvik etti. Özellikle buğday, pamuk, zeytinyj^’ racatındaki büyük gelişmelerden Hıristiyan köylü payını aldı. Ancakaslaı, devlet topraklarını kontrolü altına geçiren ayan ve ağalardaydı. Yeni bu egemen sınıf, genişleyen tarım toprakları için reaya emeğini alabild|" sömürdü. Sahile ve limanlara yakın bölgelerde, özellikle Bosna, kuzey ved(a Bulgaristan, Teselya, Makedonya ve Arnavutluk'ta, Balkan köylüsü ve köy^ leriyle toprak sahibi Müslüman ağalar arasında şiddetli bir karşıtlık veçei. me başladı. Eyaletlerde eski etkin kontrolünü kaybeden merkezî hükûmetij, bozulan dengeyi düzeltmekte aciz kaldı. XVIII. yüzyılda Rusya ve Habsburjljıj yapılan uzun süreli savaşlarda hâzineye para ve asker yardımı ancakbuajj. ve ağalar aracılığıyla sağlanıyordu. Bu yüzden merkezî hükümet, onlaraayncj hklar tanımak, toprak ve köylü üzerinde kontrollerini onaylamaktan başlafe şey yapamadı. XVIII. yüzyıl sonlarında, işsiz kalan ücretli askerler, Kırcaalilj Arnavutlar, haydut bölükleri halinde Balkanları baştan başa tahrip ettilerİji( bu genel koşullar karşısında Balkan köylüsü, milliyetçi aydınlarla, komiteolff le işbirliğine girmekten çekinmedi. XIX. yüzyılda bu koşulların en etkilişekili kendini gösterdiği yerlerdeki, Hıristiyan köylü ayaklanmalarını, bu sosyalyap değişikliği hazırlamıştır. Marksist Balkanlı tarihçiler üretim ilişkilerindekilı değişiklikleri esas alarak Balkanların bu son dönemini aydınlatmaya çalışmış lardır. Fakat İmparatorluğa karşı ayaklanmalarda, Balkan milletlerinin aynlım ve ulusal devlet kurma çabalarında öteki faktörleri de unutmamak gerektir.
XVIII. yüzyıl ikinci yarısında, Balkanlar’da ticarî gelişme-şehirleşmeveto yerli tüccar sınıfının doğuşuna paralel olarak. Aydınlanma Çağı Avrupasmıj etkisi altında, eğitimde gelişme ve bir Yunan, Sırp ve Rumen intelligentsias nın ortaya çıktığı görülür. Avrupa'da Viyana, Venedik, Paris, Cenevre, Leipzi« Odessa gibi büyük şehirlerde Bulgar, Sırp gibi tüccar koloniler ortaya çıkt İstanbul Rumları, özellikle Fenerli nüfuzlu aileler çocuklarını Avrupa'datahsık göndermeye başladılar. Böylece, Avrupa Aydınlanma Çağının, özellikle Franaı Büyük Devrimi'ni hazırlayan fikir adımlarının etkisi altında, milletleri için hür riyet isteyen, bir devrimci Balkan intelligentsiası vücut buldu. Romanya.Kime) Bulgaristan, Sırbistan, Arnavutluk, özellikle deniz taşımacılığı ile zenginleşen Yunanlılar ekonomik bakımdan Osmanlı merkezine değil, Avrupa’ya bağlıdunı-ma geldiler. Artık Osmanlı imparatorluğundan ayrılmakla bir şey kaybetmejv çeklerini görüyorlardı. Osmanlı devleti, Avrupa ile sıkı ticarî ilişkisi olankend gayrimüslim tebaasına Avrupa Tüccarı adıyla bir takım özel imtiyazlar tanıılı
BALKANLAR EL KtTABlU\7
gjjylelikle onları devlete bağlayacağını düşünüyordu. Ancak bu çabaların bir ya-^rı olmadı. Gayrimüslim tüccarlar, konsoloslardan aldıkları belgelerle, Avrupa devletlerinin himayesine giriyorlar ve kapitülasyon imtiyazlarından yararlan-ıflayı tercih ediyorlardı. Osmanlı devleti kendi tüccar tebaasını kaybediyordu. OsmanlI uyruklarının Osmanlı topraklarından dışarıya göçleri, Balkan uluslarının geleceği üzerinde toplumsal, siyasal ve kültürel etkiler yarattı. Birçok Sırp, gumve Bulgar göçmen yurtdışında tüccar, devlet görevlisi ve bilim adamı olarak önemli başarılar kazandı. Bunlar kendi toplumlarınm ulusal düşüncelerinin gelişiminde büyük bir rol oynadı.
Hıristiyan tüccar gruplarının ortaya çıkışını, çok geçmeden yalnızca ulusal düşünceleri oluşturmakla kalmayan, aynı zamanda bunları kendi etnik gruplarının arasında yayılmaya çalışan bir aydınlar sınıfının ortaya çıkışı izledi.tesettür Toplumsal, ticari ve entelektüel gelişmeler, Rusya ile Küçük Kaynarca’da [1774] veYaş’ta [1792] imzalanan barış anlaşmalarının ardından daha belirgin ve güçlü bir biçim aldı.
Paris Antlaşması, bütün Balkanları İngiltere, Fransa ve Avusturya’nın potansiyel bir pazarı hâline getirdi. Öte yandan Balkanlarda ulusal burjuvaziler gelişiyordu. Bunlar, politik fikirlerinde ve günlük hayatlarında model olarak Londra, Paris ve Viyana’yı almışlardı. Büyük küçük bütün olsun, Balkan şehirleri Avrupa kapitalizminin etkisindeydi. Sırbistan'ın domuzları, Romanya’nın buğdayı, Yunanistan’ın Korint üzümleri, Bulgaristan’ın tütünü, kırsal kesimlerde kapitalizmin ürünü oldu. Bu da şahsi tüketime dayalı bir tarımdan, pazara yönelik bir tarıma geçişi sağladı. Dönüşüm çok yavaş oldu ve aslında hiçbir zaman tamamlanmadı. Çünkü bu gelişme 19. yüzyılın en önemli olaylarından biri olan demografik büyüme ile ters düşüyordu. Demografik büyümenin yarattığı ekonomik yetersizlik kişileri şehirlere göç etmeye zorladı. Bu da girişimciler için bol bir işgücü ve iyi bir pazar sundu.
Ekonomilerin modernleşmesi için vazgeçilmez bir altyapı olan demiryolu sayesinde Avrupa pazarı ile bir bağ kuruldu. İlk Balkan demiryolları 1860’h yıllarda yapıldı. 1911’e gelindiğinde yalnızca Bulgar demiryolları yaklaşık 2.000 km’lik bir hattan oluşuyordu. Demiryolları inşası, henüz yeni bağımsızlığına kavuşmuş, toprak ve arazi sorunu yaşayan, büyük sermayelerden yoksun Balkan devletlerinin malî kapasitelerinin üstündeydi. Bunun için Avrupa’nın büyük piyasalarından ve tefecilerinden borç almaları gerekiyordu.
Yaşanan değişimler ve gelişmeler, yeni bir insan anlayışının doğmasına zemin hazırladı. Ancak bu gelişmeler, yeni düzen ile dinsel düzen ve onun hâkim felsefesi arasında çatışma yarattı. Yeni kültür bir "bilgi" kültürüydü ve ulaşabil-% çevre, şehirlerdeki eğitim görmüş azınlık ve köylerdeki birkaç kişi ile smır-Mi- 20. yüzyılın başında okuma-yazrna bilmeyenler çok fazlaydı. Okuma yaz-tesettür