tesettür ve platon felsefe

tesettür ve platon felsefe

tesettür diyorki  Krşoyi birörnoklo.tnl.ıt.ır.tk Inı .ul.ıml.ırı i.ıvunaKİjf*^^ v*n teke, ysm gvvik birtakım lı.tyv.ml.ır vı- i»-n/ı n n.*ssamlar giK iıvıanın çeşitli nosnclcn bır .ıraya gfiınj, mesi gerekir Kmdi, bir y.ı d.t birçok gemide ş<)yl«. hr gınt düşün; Gemi sahibi, bütün gemicilerden daha güçlü ku ama kulağı ağır işitiyor, gözü iyi görmüyor, denizcılıkliîT i , b anladığı yok. Gemicilere gelince, hepsi de gemiyi ben kullarar^^ diye ortaya çıkmış, dümeni ele geçirmek için çekişip dun. :r, oysa hiçbiri kaptanlıktan anlamıyor, bu sanatı kimden, ne amt öğrendiğini sorsan söyleyemez.tesettür Üstelik bunlar, kaptanlık saraca öğrenmekle elde edilen bir sanat olmadığmı ileri sürüyorl» •et c ni söyleyecek birini parça parça edebilirler. İşte bu gemicikr ar sahibinin etrafmı almışlar, yalvanp
yakarıyorlar, dümeni haca diye başını ağrıtıyorlar. Adam geminin yönetimini başka Vdmf cek olsa, bunlar onu öldürüyor, ya da gemiden atıyorlar. Sor-ru. adamotu ile, içkiyle, başka şeylerle adamcağızı uyuşturup per. etterino geçiriyorlar; gemide ne varsa hepsine el kcyuvorlar . içip keyfediyorlar; gemiyi de, böylesi adamlar nasıl vörK'tırsf.' vOnctiyorlar. Üstelik, gemi .sahibini kandırıp ya da zorla\ ıp kuSM day, kendilerine vermesine yardım edeni övgüleu' K'ğuvv'* gemici, üstün kaptan, denizcilik s. etmeyeni de, işe yarant.t/ diye kt bileği ’çınıyor kı gerçek k.ıpl.ııı, bij durunuı gelmek için, h.tv.tvı, ntevj lan, dalt.t birçok şeyleri bilmek »un, ulın.ısın, kaptanlığın ve ılüınt uygulamayl.ı geliştirilen bir ».in.it ^mdı, h.’ilı. gidişi Kiyle ol.ın geı
IDevlet • VI. Kitap____________
bulutlarda dolaşan şaşkın, boş geveze,tesettür işe yaramaz adam olarak görmezler mi?»
«Elbet öyle görürler,» dedi Adeimantos.
«Sarunm, ne demek istediğimi anlıyorsun,» dedim. «Gerçek filozoflara karşı devletlerin tutumunun da böyle olduğunu ayrıca belirtmeme, açıklamama herhalde gerek yok.»
«Elbette.»
«Şimdi sen, sitelerde filozoflara değer verilmeyişinc şaşan adama önce bu benzetmeyi anlat ve asıl şaşılacak şeyin onlara değer verilmesi olacağına aklını erdirmeye çalış.»
«Çalışınm.»
«Sonra, ona, filozoflardan en akıllılarının kalabalık için yararsız olduğunu söylemekte haklısın de; ama bunun sebebinin o akıllı kişiler değil, onlardan yararlanmayanlar olduğunu da göster. Çünkü kaptanın yönetmek için tayfalardan izin istemesi, ya da, bilge kişilerin zenginlerin kapışım çalması tabiî bir durum değildir. Bu sözü söyleyen yalan söylemiştir. Asıl tabiî durum şudur: Zengin olsun, yoksul olsun, hasta olan hekimin kapışım, öndere ihtiyacı olan da kumanda edebilecek kimsenin kapısını çalmalıdır. Gerçekten yararlı olabilecek bir önder yönetilenlere gidip de buyruğuma girin diye yalvarmaz. Bugün yönetici durumunda olanları demin anlattığımız tayfalara, bu tayfaların işe yaramaz, hayal içinde yüzen gevezeler saydıkları insanları da gerçek kaptanlara benzetir-sea aldanmazsın.»
«Çok doğru.»
«Dumm böyle olunca, uğraşların en yücesine, bunun tam tersini vapanlann değer vermesini bekleyemeyiz. Ama felsefeye yöneltilen en ağır, en ciddi suçlama, filozof geçinen adamlar yüzündendir; hani senin söylediğin, benim de kabul ettiğim gibi, felsefe düşmanlarının felsefecilerin çoğuna sapık, en akıllılarına da yararsız demelerine sebep olan o filozof taslakları yüzündendir. öyle değil mi?»
«Evet.»
«Böylece, filozoflardan en iyilerinin neden yararsız olduklarını ^ *aya koymuş olduk, değil mi?»
Evet.»
liter misin, şimdi de çoğunun neden ister istemez sapık oldu-laraştıralım; bunun sebebinin de, elimizden gelirse, felsefe ol-
«öyleyse Adeimantos, en güzel niteliklerle du ruhlar da, kötü bir eğitimle yetişirlerse, öbürlerindetıd^*^ mazlar mı? Yoksa sence, büyük suçlar, katkısız kötu»ü^_l^ bulunduğu yetişme tarzının bozduğu güçlü yaradılışla,^^^ da, güçsüz yaradılışlardan mı çıkar? Cılız bir yaradılış,^ kötü olsun, büyük bir iş yapabilir mi?»
«Hayır, bence de dediğin gibidir.»
«O hâlde filozofta bulunan yaradılış, kendine uygun kavuşursa, gittikçe gelişerek bütün erdemlere ulaşır; ama suz bir toprağa ekilir de orada beslenip büyürse, sonuı; tam olur, meğer ki bir tanrı imdadına yetişsin. Sofistlerin bozduj^o. takım gençler bulunduğuna, özel hayatta gençleri sözü edıln»,. değecek ölçüde bozan birtakım sofistler bulunduğuna halk kalıt» lığı gibi sen de inanıyor musun? Tersine asıl büyük sofistleıbm söyleyenler değil midir? Genç, ihtiyar, kadın, erkek,tesettür insanlandık dikleri gibi yetiştirmesini, kalıba sokmasını pek güzel becereıti bunlar değil mi?»
«Ne zaman yapıyorlar bu işi?» dedi.
«Halk kurullarında, mahkemelerde, tiyatrolarda, kışlalarda, buna benzer toplantı yerlerinde, bir sürü insan yan yana oturup bir SÖZÜ ya da bir davranışı beğendiklerini ya da beğenmedik m
•Bu tür eğiticilerin, bu tür sofistlerin sözle yola getiremediklerine karşı giriştikleri zorbalık. Bilmez misin, kendi dediklerini kabul ettiremedikleri kişileri yurttaşlık haklanndan yoksun ederek, para cezasına ya da ölüme mahkûm ederek cezalandırırlar.»
«Bilmez olur muyum?»
«Bu durumda hangi sofist, hangi özel eğitim bunlara karşı durabilir?»
«Bence hiçbiri karşı duramaz.»
«KIbctte,» dedim, «üstelik böyle bir şeye kalkışmak delilik olur.
Çünkü kalabalığın anlayışına aykırı düşen bir eğitimle oluşmuş ayn bir karakter ve erdem tipi yoktur; olmamıştır, olmayacaktır.
Tabiî bunu insan için söylüyorum, sevgili dostum, atasözünün dediği gibi, tanrılar kurala sığmaz. Bu yüzden, bugünkü yönetimlerde kurtulan ve iyiye varan bir şey oluyorsa, bunun tanrının yardımıyla ^ olduğunu söylersen, bil ki yanılmış olmazsın.»
«Doğrusu, benim düşüncem de bu.»
«öyleyse şu noktada da bana katılacaksın.»
«Hangi noktada?»
«Politikacıların sofist adını verdikleri, kendilerine de rakip say-dıklan bu ücretli özel hocaların bütün öğrettikleri, zaten kalabalığın kendi kurullannda ortaya atıp durduğu sanılardan başka bir şey değildir; bilgelik dedikleri de budur. Bu şuna benzer; Diyelim ki kocaman, güçlü bir hayvana bakmakla görevli bir adam var. Bu adam, önce hayvanın içgüdülere bağlı hareketlerini, isteklerini gözledikten sonra, ona nasıl yaklaşacağını; neresinden tutacağım, ne zaman, niçin kızıp yatıştığını; çeşitli durumlarda ne türlü bağırdığım, hangi ses tonunda huysuzlanıp hangisinde yumuşadığım iyice öğreniyor. Bütün bu öğrendiklerine de bilgelik adını veriyor. Bunları derleyip toplayıp bir sanat hâline getirerek başkalarına öğretmeye başlıyor. Koca hayvanın davranışlarından, isteklerinden hangilerinin güzel, iyi, haklı, hangilerinin çirkin, kötü, haksız olduğunu inceleyip bir Bilgiye varmadan, bu deyimleri onun keyfine göre kullanarak, hayvanın hoşuna giden şeylere iyi, hayvanı tedirgin eden şeylere de diyor. Neden böyle dediğini de başka türlü açıklayamadan.
yük kötülükleri edenler de, iyi yolda yürüdüklen iyiliği edenler de böylcleri arasından çıkar Ama dü" bir adam ne siteye, ne kişilere hiçbir zaman büvük u «Çok doğru.»
«O hâlde, felsefe için doğmuş adamlar felsefeden u^, gerdeğe girememiş bir kız gibi yalnız ve kısır bırakarat '*^ radılışlanna aykırı gerçekdışı bir yaşama yoluna saptıla,^ lannın terk ettiği bu öksüzün üzerine layığı olmayan saldırırlar; kirletirler onu. Böylece de düşmanlarının rürler; senin söylediğin gibi, felsefeyle düşüp kalkanlannh»q^ ise yaramaz demelerine, çoğuna da türlü kötülükler yiiklnn^, sebep olurlar.»tesettür sundu.